Eki 09 2008

Neler Oluyor BeÅŸiktaÅŸ?

Efenim bu ilk yazımda sizlere galibiyet, başarı veya istikrar adına bir şeyler karalamak isterdim fakat maalesef genel gidişat iğrenç olduğundan dilediğim tarzda bir giriş yapamayacağım.

Åžimdi yıllarını BeÅŸiktaÅŸ kulübüne vermiÅŸ, yoluna “taraftarlık” olayını benimsemiÅŸ birisi olarak ilk yazım da BeÅŸiktaÅŸ üzerine olsun istedim.
Ne kadar objektif değerlendiririm o da sizin yorumunuza kalmış.

Ertuğrul Sağlam ile başlayalım.
İstikrarsız yönetimi, değişik futbol anlayışı, tarihi fark ve istifa arasında geçen süreci değerlendirmek istiyorum.

Kayserispor’da baÅŸarılı bir grafiÄŸi vardı ErtuÄŸrul SaÄŸlam’ın.
Süleyman Hurma menajerliğinde güzel bir ekip ile istikrarlı futbol ile başarıyı elde etti.
Kendisi ile bir seminerde karşılaştık.
Karşılaşmaz olaydık.
Kendisini BeÅŸiktaÅŸ’a emek veren bir futbolcu olarak çok beÄŸendiÄŸimi, teknik olarak geliÅŸim arzusunu çok doÄŸru bulduÄŸumu söyledim. Benden önce soru soran bazı arkadaÅŸlar “BeÅŸiktaÅŸ’a gitmeyi düşünür müsünüz?, BeÅŸiktaÅŸ teklif yapsa cevabınız ne olur?” tarzı sorular yönelttiler.
Ne şiş yansın ne kebap misali cevaplar geldi.
Velhasıl; Kayserispor takımını oluştururken alt yapıyla geldiğini, yeni 16 oyuncu transfer ettiğini ve bu oyuncular arasında ki rotasyonu çok iyi sağladığını söyledi.
Soru olarak “Yeni gelen 16 oyuncu içerisinde alt yapıdan kazandırdığınız oyuncular var mıydı? Alt yapıya verdiÄŸiniz önem nedir?” diye bir soru yönelttim.
Cevap olarak “TeÅŸekkürler, ben mi yanıtlayayım yoksa Sayın Hurma mı?” cevabını alınca asıl merak ettiÄŸim cevabı aldım.

BeÅŸiktaÅŸ çoÄŸu futbol yazarının da savunduÄŸu gibi “deneme yapılacak bir takım” deÄŸildir. BeÅŸiktaÅŸ 1903 yılında Jimnastik Kulübü olarak kurulmuÅŸ 1910 yılında da aktif olarak futbol oynatmaya baÅŸlamış köklü bir kulüptür.
Bu semineri takip eden yılda ErtuÄŸrul SaÄŸlam’ın BeÅŸiktaÅŸ Kulübü’ne teknik direktör olması beni haklı olarak düşündürmüştür. Kaldı ki “Rıza Kaptan”ın izleri daha unutulmadan olumsuz bir yapıda telafisi olmayan bir yola girilmiÅŸtir.
Türk Medyası ve Türk Taraftarı mantalitesi ortada.
Tek bir yanlış yönetimi istifaya, teknik ekibin ailesiyle dalgaya, oyuncuların eşlerini pazarlamaya götürür.
Bu yıllardır böyle.
Profesyonel takım yöneticileri yapacakları her hamlede bu olguyu göz önünde bulundurmazlar ise sonuç ne yazık ki hüsran oluyor…
Read more »

Eki 09 2008

Fenerbahçe’nin Sorunu

Yeni sezonun baÅŸlamasıyla birlikte Fenerbahçe’de sorunlar bitmek bilmiyor. GeçtiÄŸimiz yıl attığı kritik gollerle takımına hayat veren Deivid de Souza’nın uzun süren sakatlığı, istikrarsız UÄŸur Boral ile deÄŸiÅŸmeli oynayan ve kimi zaman takımına faydası dokunan Vederson’un yokluÄŸu, 2003-2004 sezonundan beri Fenerbahçe’de çok kilit bir rol oynayan Marco Aurelio’nun takımdan ayrılması, sezon başından beri Edu-Lugano ikilisinin sakatlık ve cezalardan dolayı bir türlü bir arada oynayamaması… Sorunları satırlarla uzatabiliriz. Aziz Yıldırım’ın yıllardır takıma kazandırmaya çalıştığı “yabancı futbolcu” ekolünü eleÅŸtirebiliriz örneÄŸin. Bu ekol, takımda çok fazla yabancı oyuncu oynaması deÄŸil. Fenerbahçe tarihinin en baÅŸarısız sezonlarından olan 1999-2000 sezonu ve öncelerinde, yabancı oyuncu tercihleri Afrikalı oyunculardan yana kullanılıyordu. Genk’ten gelen Oulare veya Gaziantepspor’dan gelen Yaw Preko gibi oyuncular Fenerbahçe’de baÅŸarılı olamadı. Ardından yeni arayışlara giren yönetim, 2000-2001 sezonunda önemli transferler yaptı. Bu sefer takımın yabancı tercihleri Sırp, Yugoslav ve Hırvat oyunculardan yana kullanılmıştı. Yapılan transferlerin çoÄŸu tuttu, hatta ilk sezonda baÅŸarı geldi. Gelecek sezon kadro korunmasına raÄŸmen baÅŸarı saÄŸlanamadı. 2003-2004′te Aurelio’nun geliÅŸiyle baÅŸlayan “Brezilya” süreci ise 2004-2005 sezonunda Alex, 2006-2007′de Deivid, Edu, (Ayrıca Güney Amerikalı olduÄŸu için Brezilyalı futbolcularla lisan problemi yaÅŸamayan Lugano.) 2007-2008′de ise Vederson ve Roberto Carlos ile devam etti. Elbette baÅŸlarında bulunan “Beyaz Pele” Zico’yu unutmamak lazım. Zico’nun geliÅŸiyle ilk sezonda ÅŸampiyonluk; ikinci sezonda ise Åžampiyonlar Ligi’nde çeyrek final baÅŸarısı yakalanırken takımdaki futbolcular arasındaki uyum göz dolduruyordu.

Ne var ki, Aziz Yıldırım ve yönetimi geçtiÄŸimiz sezon takımın ÅŸampiyon olamaması sebebiyle Zico ile yolları ayırma kararı aldı. Futbolcular ve Zico arasındaki o müthiÅŸ uyum artık asla saÄŸlanamayacaktı. Zico yerine getirilen hoca ise, 70 yaşına gelmiÅŸ, EURO 2008 ÅŸampiyonluÄŸu haricinde kariyerinde yalnızca birkaç kupa bulunan, İspanya’daki kulüp kariyerinde daha çok takımların kümede kalmasına yardımcı olmasıyla bilinen Aragones getirildi. Aragones 70 yaşında iken Avrupa’nın en önemli kupasını kazanmış, bir anlamda ikinci baharını yaşıyor; diÄŸer yandan ise yaşı ve yeni kazandığı zaferi sebebiyle “doygun” bir görüntü sergiliyordu. Nitekim öyle de oldu. Fenerbahçe takımındaki futbolculardaki kazanma hırsını, sene başından beri çıkılan hiçbir maçta göremedik. (MTK ve Partizan maçlarını hariç tutuyorum, zira o maçların seviyesi Türkiye Ligi’ndeki Fenerbahçe maçlarından bile düşüktü neredeyse.) İlk altı haftada alınan dört maÄŸlubiyet ve iki galibiyet ile Fenerbahçe sıradan bir Süper Lig ekibi haline geldi. Deplasman takıntısını hala daha üzerlerinden atamamaları bir yana, kendi sahalarındaki maçlarda bile sergiledikleri futbol bütün taraftarları çileden çıkarttı.

Kaldığımız yere dönecek olursak, 2008-2009 sezonunda Fenerbahçe yönetimi yapılmaması gereken birÅŸey yaptı. Uyum içindeki Brezilyalılar dağıldı. Yabancı tercihleri ise teknik direktör Aragones’in isteÄŸi doÄŸrultusunda İspanya’dan yana kullanıldı. Guiza, 28 yaşında ve kariyerindeki neredeyse tamamen as olarak oynadığı ilk yılını baÅŸarılı bir ÅŸekilde geride bırakmış, üstelik İspanya gibi Dünya’nın en zor ligleri arasında gösterilen bir ligde gol kralı olmuÅŸtu. Hiç de yabana atılır bir baÅŸarı deÄŸildi bu, ayrıca EURO 2008′de de efsanevi oyuncu Raul yerine milli formayı giymiÅŸ ve iki de gol atmıştı. Aragones’in tercih ettiÄŸi ikinci oyuncu ise ilginçti. 1975 doÄŸumlu, takımı Villarreal ile geçirdiÄŸi son 6 sezonda sadece 152 lig maçında forma giymiÅŸ olan Josico getirildi. Josico geçen sezonu sakatlıklarla boÄŸuÅŸarak geçirmiÅŸ ve yalnız 15 maçta oynayabilmiÅŸti. Transfer edildiÄŸi mevkiide daha önce Aurelio gibi Fenerbahçe’nin son 5 sezonundaki baÅŸarılarında büyük pay sahibi olan, Appiah gibi Juventus’ta iyi iÅŸler yaptıktan sonra kariyerinin zirvesinde Fenerbahçe’ye gelen ve ilk sezonunda çok iyi oynayan oyuncular vardı. Josico’yu ise adını andığımız iki futbolcuyla kıyaslamamıza imkan yok ne yazık ki.

Takıma katılan üç İspanyol’un ÅŸu ana kadarki katkıları ortada. Guiza, Åžampiyonlar Ligi ve lig maçlarında toplam 2 gol atabildi; Aragones takımı başında çıktığı toplam 12 resmi karşılaÅŸmada 5 galibiyet, 2 beraberlik ve 5 yenilgi aldı; Josico ise geldiÄŸinden beri yalnızca birkaç maçta forma ÅŸansı buldu, ÅŸimdi de sakatlığıyla boÄŸuÅŸuyor. Fenerbahçe’nin bu sezonki temel sorunları arasında neredeyse mükemmel iÅŸliyor diyebileceÄŸimiz bir dengeyi bozmak yer alıyor. İspanyol ekolü mü? Del Bosque’yi ne çabuk unuttuk?.. Fenerbahçe’nin bir an önce hataların üstesinden gelmesi gerekiyor…

Eki 09 2008

UEFA Kupası Grup Analizleri - A Grubu

Bu sene, UEFA kupası tarihindeki en heyecanlı sezonlarından birini yaşıyor olmalı. Gruplara kalan takımların Åžampiyonlar Ligi’ndeki takımlardan aÅŸağı kalır yanı yok desek yeridir. Hatta B. Dortmund, BeÅŸiktaÅŸ, Everton, Guimaraes, Napoli, Sparta Prag gibi Avrupa klasmanında güçlü sayılacak ekiplerin daha gruplara gelmeden elendiÄŸini göz önüne alırsak, bu sezon takımlar için epey zorlu geçecek gibi görünüyor. Çok fazla lafa dalmadan, ilk grubumuzun incelemesine geçelim.

A Grubu - PSG, Racing Santander, Manchester City, Twente, Schalke

GeçtiÄŸimiz sezon küme düşmekten son hafta, belki de ÅŸans eseri kurtulabilen Paris Saint Germain ekibi, Süper Lig’in güçlü takımlarından Kayserispor’u geçerken zorlandı desek yeridir. Kezman’ı da dahil ettiÄŸi güçlü ekibiyle bu sezon daha iddialı gözükse de, çoÄŸu kiÅŸinin aksine, Fransa Ligi’nde 8 maçta 11 puan toplayan ve henüz geçen sezonu atlatamamış, toparlanamamış gözüken bu takımın gruptan çıkmasının çok zor olacağını, grup maçlarının son haftasında Twente ile kendi evinde yapacağı maçın kendileri için büyük önem taşıdığını ve büyük ihtimalle kaderinin bu takımla aynı olacağını, yani gruptan çıkamayacağını düşünmekteyim. Ancak 8 maçta 5 gol yiyip 5 gol atmış olması da alacağı sürpriz beraberliklerle grubun kaderinin deÄŸiÅŸmesine yol açabileceÄŸini de gözler önüne seriyor.

Gelelim geçtiÄŸimiz sezonun baÅŸarılı ekibi Racing Santander‘e. Son hafta, oldukça kötü bir sezon geçiren Osasuna’yı, hem de rakibin düşme tehlikesini çok yakından hissetmesine raÄŸmen 1-0 yenip, Mallorca’nın üstünde 6. olarak UEFA Kupası’na katılmaya hak kazanmıştı. Kadrosuna bakınca Pedro Munitis, Smolarek, Tchite, Duscher, Garay gibi bilinen isimler göze çarpıyor. Bu takımın gruptan çıkma ÅŸansının yüksek olduÄŸunu düşünüyorum.

Son yılların çok konuÅŸulan kulübü Manchester City‘nin bu gruba düşmüş olması kesinlikle gruptaki rakipleri için büyük talihsizlik. Özellikle de City’nin ÅŸimdilik kendini ispat edebileceÄŸi tek kulvarın UEFA Kupası olduÄŸunu düşününce, bu durum biraz daha geçerlilik kazanıyor. Grup birinciliÄŸi için en büyük favori tartışmasız City gibi duruyor.

Yine geçtiÄŸimiz sezon Hollanda Eredivise’da baÅŸarılı bir sezon geçirip ligi 4. bitiren, play-offlarda Ajax’ı geçen Twente takımı Åžampiyonlar Ligi elemelerinde Arsenal’a 2-0 ve 4-0 yenilip UEFA Kupası’na kalmıştı. İngiltere’nin eski teknik direktörü Steve McClaren’ın çalıştırdığı ekip, belki de en önemli yıldızı olan Engelaar’ı, hem de gruplarda rakibi olacak Schalke’ye kaptırmıştı. Avrupa kupalarında oldukça tecrübesiz olan bu takımın her ÅŸeye raÄŸmen gruptan çıkabilmesi oldukça zor gözüküyor.

Almanya’nın güçlü ekibi, Neuer’li, Westermann’lı, Rafinha’lı, Krstajic’li, Rakitic’li, Engelaar’lı Schalke takımı, forvet hattında ise Asamoah, Kuranyi, Farfan ve Halil Altıntop gibi isimlerle oldukça iddialı. GeçtiÄŸimiz sezon Bayern Münih’in erkenden ÅŸampiyonluk yarışını koparmasıyla ve Werder Bremen’in son hafta deplasmanda Leverkusen’e puan kaybetmemesiyle 3. olarak Åžampiyonlar Ligi’ne giden ekip, Barcelona’ya iki maçta da 1-0 yenilerek elenmiÅŸti. Grubun ve belki kupanın favorilerinden olan takım zorlanmadan gruptan çıkacaktır.

Kısaca özetlersek, Man City, Schalke ve Racing’in gruptan çıkacağını düşünüyorum. PSG ise evinde alacağı Racing galibiyetiyle durumları biraz deÄŸiÅŸtirebilir. Kanımca E ve C gruplarından sonra en zor grup A grubu, zevkli maçlara sahne olacaktır.

Eki 09 2008

Benfica geçmişini arıyor

Portekiz’in 3 büyük kulübünden biri olan Benfica 4 yıldır şampiyonluğa hasret durumda, ki 4 yıl önceki bu şampiyonluk son 16 yıldaki tek şampiyonluk. Daha önce Portekiz Ligi’nde 31 şampiyonluğu bulunan Benfica bu istatistikte açık farkla lider durumda. 27 kez de Portekiz Kupası’nı kazandılar. Ayrıca 1961 ve 1962 yıllarından 2 Şampiyon Kulüpler Kupası müzelerinde bunulmaktadır. Bu geçmişe bakıldığında Portekiz’in en başarılı kulübü denilebilir fakat Porto’nun son yıllarda yaptığı çıkış ve ardarda kazandığı şampiyonluklar sayesinde popülaritesi Benfica’nın önüne geçti.

Uzun yıllardır istenilen başarıları yakalayamayan takımda bu süre içinde pek çok ünlü teknik direktör çalıştı, ancak onlarda istenilen sonuçları alamadılar. Bunların arasında Trapattoni, Camacho, Koeman bunlardan birkaçı. Bu seneye daha önce Valencia’yla başarılı sayılabilecek yıllar geçiren Quique Sanchez Flores ile başladılar. Flores’in yardımcılığına da takımın sembol isimlerinden Rui Costa getirildi. Takıma da pek çok ünlü oyuncu takviye edildi. Pablo Aimar, Jose Antonio Reyes, David Suazo gibi Portekiz Ligi’nin kalitesine göre çok üst düzey oyuncular takıma katıldı. Halen kadroda bulunan Luiaso, Oscar Cardozo, Nuno Gomes, Angel Di Maira, Petit gibi oyuncuları da eklersek kağıt üzerinde Avrupa’da dereceye girebilecek takım görüntüsü ortaya çıkıyor.Özellikle Oscar Cardozo’nun en geç birkaç yıl içerisinde Avrupa’nın büyük kulüplerinden birine gideceğini düşünüyorum. Zaten Reyes ve Aimar gibi oyuncuları anlatmaya gerek yok. Kalede de Portekiz Milli Takımı’nda Ricardo’nun yedeği Quim ve yıllarca Leverkusen’de oynayan Hans-Jörg Butt güven veriyolar. Defansın bel kemiği Luisao zaman zaman Brezilya Milli Takımı’na seçiliyor. Orta sahada Angel Di Maria’yı Pekin Olimpiyatları’nda izledim ve gayet beğendim. Orta sahanın bir diğer oyuncusu Nuno Assis yükselen formuyla milli takıma göz kırpıyor. Kadro çok ofansif gözükmekle beraber kaliteli defans oyuncularıyla hem ofansta hem defansta çok güçlü bir takım haline geldi Benfica.

Ben Benfica’yla ilgili yazı yazmayı düşünürken, Galatasaray Uefa Kupası grubunda Benfica’la aynı gruba düştü ve artık birşeyler yazmak farz oldu. Fikstür gereği Galatasaray Benfica ile deplasmanda maç yapacak. Yani Euro 2004 finalinin de yapıldığı Luz Stadı’nda. Seyirci baskısı, muhteşem atmosfer ve kaliteli kadrosuyla Benfica,  Galatasaray’ın başına zor işler açacaktır. Deplasmanda alınacak 1 puan bile sevindirici olmalıdır bu şartlar altında. Benfica’nın şuan için tek handikapı tam olarak takımın oturmaması. Ligde 5 haftada aldıkları 3 beraberlik bunun göstergesi. Ancak maçın oynanacağı tarihe kadar takımın iyice oturacağını ve seri galibiyetler alacağını düşünüyorum.

SportsTop Blogs