Taraftarın ilk günden beri bitmeyen önyargıları ve endiÅŸeleriyle izlediÄŸi Galatasaray’ın patronu Michael Skibbe, eminim önceden, Türkiye’de teknik heyet koltuÄŸunda 2 aydan uzun süre oturmanın zorlukları konusunda bilgilendirilmiÅŸtir. Yine de, tam olarak haketmemesine raÄŸmen bir teknik direktör için zor günler yaşıyor olmalı.
Bir takım, yeni bir teknik direktöre verildiÄŸinde, toparlanması ve oturması zaman alır. Bu süreç kimi takımlarda 1 aydan kısa sürede gerçekleÅŸirken kimi takımların oturması için çok uzun süre çalışılması gerekir. Bu durumu göze alırsak, Skibbe’nin yeni takımıyla ilk Avrupa macerasında tökezlemesini baÅŸarısızlık olarak saymak haksızlık olur. Galatasaray ise ÅŸampiyonluk yaÅŸatan teknik direktörleri bile bekletmeden göndermeye alışkın, fakat dünya geneline bakarsak bunun örneÄŸine çok rastlanmaz. Açıkçası futbol anlayışımızın dünya yol katetmesi gerekiyor, özellikle de iÅŸin teknik yönüne daha bir saygılı bakmamız lazım. Sonuçta iÅŸin gerçek rengi, biz bilgisayar başında eÄŸlenip mutlu olalım diye yapılmış oyunlarda olduÄŸundan çok daha farklı.
Bu sezon başına ufak bir göz atalım. Rigobert Song gibi Galatasaray’da kemikleÅŸmeye baÅŸlamış bir isim, büyük bir ihtimalle ÅŸampiyonluk yarışında rakip olacak Trabzonspor’a gitti. Takımın abisi, kaptanı, lideri Hakan Şükür gönderildi, ki bir takım kaptanı, takımın iletiÅŸimi, düzeni, hırsı, sevgisi, her ÅŸeyidir. Bu iki önemli ismin gidiÅŸinin yanında, Meira, Kewell, Baros, De Sanctis gibi yıldızlar kadroya dahil edildi. Gelen isimler herhangi bir takımın çehresini tamamen deÄŸiÅŸtirecek oyuncular. Takımdaki yabancılara şöyle bir bakarsak; 1 İtalyan, 1 Portekizli, 1 İsveçli, 1 Brezilyalı, 1 Avusturalyalı, 1 Çek ve 1 Kongolu futbolcu var. Hocaları Alman.
O halde hediyelik eÅŸya tezgahı gibi yabancı kadrosuyla beraber, en önemli defansı ve kaptanı ayrılmış bir takımın, kısa sürede, birbirine uyum saÄŸlamasını, aynı dili konuÅŸamasa bile birbirini tanıyıp anlaÅŸabilmesini, kadro yapısının ve taktiklerin oturmasını beklememiz yanlış olur. Bu durumda baÅŸarı da kısa sürede gelmeyecektir. Türkiye’de böyle bir kadro er veya geç mutlaka ÅŸampiyonluÄŸu yakından kovalayacaktır, fakat baÅŸarı kıstası olarak Avrupa’yı ele aldığımızda takımın bu ÅŸartlarda zorlanacak olması da kaçınılmazdır.
Skibbe’nin yardımcılarının görevlerine son verilmesinin, kendisinin bilgisi dahilinde olup olmadığını bilmiyorum, fakat bu bir teknik direktörün gönderilmesi için yapılan zemin hazırlığıysa, çok büyük bir hatadır. Teknik adamın kendini gösterebilmesi için en azından sezon sonuna kadar sabredilmeli, baÅŸarılı olursa mutlaka onunla devam edilmeli.
DoÄŸrusunu söylemek gerekirse, ne futbolcunun ne de teknik direktörün altın çağında olanı, koÅŸa koÅŸa Türkiye’ye gelmiyor, eÄŸer çok büyük paralar dökülmezse. Bizim yapmamız gereken ÅŸey, Skibbe gibi teknik adamların kendini gerçekten ispatlayabileceÄŸi ortamı hazırlayıp, onlarla yükseliÅŸe geçmek, onlarla baÅŸarılı olmak. Yoksa takımlarımızın başına bu yıllarda bir Mourinho, bir Ferguson, Ranieri, Benitez gelecek deÄŸil. O sebepten yeni bir teknik direktör gelirken “Kim bu, tanımayız etmeyiz nereden çıktı?” demek yersizdir. Tabii bu söylediklerim yabancı teknik direktörler için geçerli.
Sonuç olarak taraftarlar olarak Skibbe’ye zaman vermeliyiz bence, çünkü kimin gerçekten baÅŸarılı olup olmayacağını bilemeyiz. Örnek olarak taraftarların ÅŸu anda mumla aradığı Mircea Lucescu’nun bu kadar iyi iÅŸler yapacağını kim bilebilirdi, Inter’in 3 teknik direktör deÄŸiÅŸtirip 8. olabildiÄŸi sezon ilk gönderilen kiÅŸiyken? Sabır her ÅŸeyin ilacıdır.
Doruk Gürleyen | ![]() |

By Yüce Karapazar, 12 Ekim 2008 @ 15:33
İsabetli bir yazı olmuş