Kas 29 2008

Cömert Fenerbahçe…

Ülkemizin en önemli derbilerinden Fenerbahçe-BeÅŸiktaÅŸ derbisi, yine heyecan vericiydi. Ne var ki, 2-1′lik skor Fenerbahçe taraftarlarını gerçekten memnun etti mi? Evet, BeÅŸiktaÅŸ karşısında her zaman galibiyet alınmıyor; ama taraftarların saha içindeki laubaliliÄŸi görmesi sonucu, ben taraftarlarının çoÄŸunun skordan hoÅŸnut olmadığını düşünüyorum.

14 Milyon Euro’luk Daniel Guiza klas bir gol attı. Ligdeki 13. maçında 3. golünü atan Guiza, ligde toplamda attığı golün iki katı kadar golü de kaçırdı. Öyle goller kaçırdı ki, Fenerbahçe’de oynayan bir futbolcu nasıl böyle pozisyonları deÄŸerlendiremez dedirtti. BoÅŸ kaleye vuramaması ve kaçırdığı diÄŸer goller, taraftarları çileden çıkarttı. BeÅŸiktaÅŸ’ı her zaman 10 kiÅŸi ve savunmasında böyle kritik hatalar yaparken bulamazsınız. Eh, zamanı gelmiÅŸken bunu deÄŸerlendiremezseniz, -belki- tarihi olabilecek bir farkı da kaçırmış olursunuz. Guiza’nın (her ÅŸeye raÄŸmen) attığı gol ile görevini yaptığını varsayalım. Peki UÄŸur Boral ve Kazım’ın hareketlerine ne demeli? İkisi de pas vermesi gereken pozisyonlarda “berbat” ÅŸutlar çekerek Fenerbahçeli futbolculara yakışmayacak örnekler oluÅŸturdular. Fenerbahçe formasını giyiyorsanız pas vermeniz gereken anda pas vereceksiniz. Hayatınızda daha önce skor yapamadığınız mesafelerden ÅŸut çekmeyeceksiniz. Tabii burada Hürriyet Gazetesi’nde yıllardır futbolcuları sert dille eleÅŸtiren büyük usta Can Bartu gibi eleÅŸtiri yapmak haddim deÄŸil, biliyorum. Sadece yapılması gerekiyor, laubalilikleri; 45 dakika boyunca 10 kiÅŸi kalan rakibiniz karşısında cömerçe pozisyonları harcıyorsanız, yerden yere vurulmayı bile hak edersiniz.

BeÅŸiktaÅŸ savunmada inanılmaz hatalar yaptı. 10 kiÅŸi kalmalarının etkisi de var elbette. Yine de zaman zaman Fenerbahçe kalesine etkili geldiler. Bünyamin Gezer’in kırmızı kart kararı gerçekten çok tartışmalı, ofsayt olarak deÄŸerlendirilen iki golden de ilki tartışılabilir. BeÅŸiktaÅŸ seyircisi ise yine takımını sonuna kadar destekledi. Onları kesinlikle kutlamak gerekiyor, kırk binlik Fenerbahçe seyircisinin adeta sesini bastırdılar. Fenerbahçe seyircisi için suskun kaldı da diyebiliriz, onlar da eskisi kadar mutlu deÄŸil; hak vermek lazım.

Aragones’in de ne yaptığını anlamak mümkün deÄŸil. Baskı kurmaları gereken rakipleri karşısında Alex’i oyundan alıp, yerine Josico’yu sokuyor. Bu sanki, kümede kalma mücadelesi veren bir sıra takımının, büyük takıma karşı kendi sahasındaki galibiyeti korumak için giriÅŸtiÄŸi mücadele. Kendisi İspanya’daki günlerinde olduÄŸunu sanıyor olmalı hala, zira orada çalıştırdığı takımların çoÄŸu kümede kalmaya çalışıyordu… Ayrıca Aragones’in Ali Bilgin takıntısını anlayamıyorum… Hemen her maçta deÄŸiÅŸiklik tercihini ondan yana kullanıyor. Ali Bilgin ise girdiÄŸi hemen her maçta sarı kart görüyor, agresif hareketlerle maçı izleyen herkesin ona karşı antipati duymasına neden oluyor. Neredeyse hiç bir olumlu hareketi yok. Kendisinin deÄŸil her maç oyuna girmesi, kadroya bile girememesi lazım. Nerede hani sezon başındaki kampın yıldızı, 21 yaşındaki Gürhan Gürsoy? Onun yerine artık kendisini geliÅŸtirme ihtimali dahi olmayan, ikinci lig ayarında top oynayan Ali Bilgin tercih ediliyor. Deniz Barış haritadan silindi. Sözde gençte önem veren bir hocanın, bunlara dikkat etmesi lazım. Fakat deÄŸiÅŸecek gibi deÄŸil…

Fenerbahçe çok önemli bir üç puan aldı. Farka gitmeleri gerekirdi; ama yapamadılar. Bu skorla lig daha heyecanlı bir hale geliyor, önümüzdeki haftaları merakla bekliyoruz.

Kas 24 2008

Gallas’ın çenesi, kaptanlığına mal oldu

William Gallas, geçtiÄŸimiz hafta takım arkadaÅŸlarını suçlayıcı bir kaç cümle sarfetmiÅŸti. Yeterli mücadeleden yoksun bir takım olduklarını ima ederek Premier Lig ÅŸampiyonluÄŸuna karamsar baktığını söylemiÅŸti. Bunun üzerine yönetimden para cezası alan Gallas’ın takım kaptanlığı da, Arsene Wenger tarafından alınıp Cesc Fabregas’a verildi. Arsenal’ın yeni kaptanı Fabregas oldu. Sezon ortasında yapılan bu deÄŸiÅŸikliÄŸin zaten karışık durumda olan Arsenal’ı nasıl etkileyeceÄŸi bilinmese de, Fabregas’ın önümüzdeki yıllarda Arsenal ismi ile özdeÅŸleÅŸeceÄŸini görebiliyoruz. 21 yaşındaki futbolcunun kaptanlığı bu derece erken elde etmesi ve 31 yaşındaki Gallas’ın sözlerine bir hafta içinde verilen iki sert cevap İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Umarız Arsenal bu kötü günleri atlatıp yıllardır takım olabilmek için verdiÄŸi çabaların karşılığını alır. Genç yıldız Fabregas’ ı kaptanlık pazubandıyla izlemek daha zevkli olacaÄŸa benziyor.

Kas 23 2008

Devlere geçiş yok

Premier Lig’de ilginç bir cumartesi günü oldu. Aynı günde dört devin puan kaybetmesi pek alışıldık ÅŸey sayılmaz. Chelsea, Liverpool, Manchester United ve Arsenal’dan bahsediyoruz. DiÄŸer üç ekip rakipleriyle golsüz berabere kalırken, Arsenal ise Manchester City’e deplasmanda 3-0 gibi net bir skorla maÄŸlup oldu.

Bugün, Premier Lig herhalde en çok bahis ÅŸirketlerinin yüzünü güldürmüş olmalı, zira hemen hemen tüm karşılaÅŸmalarda beklenmedik sonuçlar çıktı ortaya. Bolton, deplasmanda Middlesbrough’yu 3-1 ile geçerken, Porstmouth evinde Hull City ile 2-2 berabere kaldı. Stoke ise evinde West Bromwich’i 1-0 ile geçerek 17 puana ulaÅŸtı.

Premier Lig bu sezon ÅŸahane diyebiliriz. Chelsea Liverpool ikilisi 14. maçlarını geride bırakırken önde gözüküyor, 3. Manchester United ile sonuncu West Bromwich arasında sadece 14 puan fark var. Sıralamadaki puan aralıklarının çok dar olması ligdeki mücadelenin de en üst düzeyde olduÄŸunu gösteriyor. Alınacak bir galibiyet ile kağıt üzerinde 6 takımı geride bırakabilmekten bahsediyoruz. Er ya da geç bu denge bozulacak olsa da, bu müthiÅŸ tablo her maçı zevkli kılıyor. Uçurumların yok olduÄŸu günümüz futbolunun da en büyük keyfi bu olsa gerek. Premier Lig ekiplerini takdir ediyorum ve bu mücadelenin sonunda dek sürmesini umuyorum. Unutmadan, aynı gün Ankaralı rakipleriyle deplasmanda golsüz berabere kalan Galatasaray ve Fenerbahçe’yi de bu trende uyum saÄŸladıkları için tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.

Kas 19 2008

Nicolas Anelka…

2004-2005 sezonunun devre arası…

Fenerbahçe’nin uzun süredir peÅŸinden koÅŸtuÄŸu Fransız yıldız, sonunda Fenerbahçe’de. PSG, Arsenal, Real Madrid, Liverpool gibi takımlarda oynamış bir oyuncu. İstanbul’a geldiÄŸinde henüz 25 yaşını bitirmemiÅŸ. GeldiÄŸindeki yorumları yerin altından duyuyorum sanki, hatırlar gibiyim. “DoymuÅŸ bir futbolcu. Kariyerinin sonuna gelmiÅŸ.” Bütün bu sözler 25 yaşında bir futbolcu için söyleniyor. Hani Dünya Kupası’nı kazanan milli takımın, Dünya’nın en büyük kulüplerinde deÄŸiÅŸilmez olan bir futbolcu için…

Fenerbahçe’de istediÄŸini yapamıyor belki de. Takımdaki “Brezilyalı” gruplaÅŸması içinde bir anlamda yalnız kalıyor. Serbest vuruÅŸ, kornerlerde istediÄŸi pasları alamıyor, yer tutmasını bilmeyen bir futbolcu deÄŸil halbuki… Yine de kritik goller atıyor Fenerbahçe adına. 2004-2005′teki ÅŸampiyonlukta önemli bir pay sahibi. 2005-2006′da istikrarsız bir dönem geçiriyor, tıpkı istikrarsız Fenerbahçe gibi. 2006-2007′de Zico geliyor, Anelka gitmek istediÄŸini açıklıyor. Gidiyor, Premier Lig’de küme düşmeme mücadelesi veren Bolton’a…

Anelka’nın gidiÅŸiyle Fenerbahçeli spor yazarları rahat bir nefes alıyorlar sanki. Oh diyorlar, gitti, futboldan bezmiÅŸ adam gitti… Birkaç karşıt görüş dışında, yönetimde suç arayan hiç kimse yok. Tıpkı Appiah’ın takımdan kopartılışında olduÄŸu gibi… Veya Aurelio veya Tuncay Åžanlı’nın. Anelka deÄŸil ama; Appiah, Tuncay ve Aurelio bonservis bedelleri olmadan gidiyorlar. Fenerbahçe yönetimi izliyor, seyirci gibi.  Yapımcısı oldukları filmin galasında, gösterimi terk eden, filmde baÅŸrolü oynayan artistlerin gidiÅŸini… PiÅŸman da deÄŸiller.

“BitmiÅŸ, doymuÅŸ” Nicolas Anelka Bolton’da geçen 1,5 sezon sonunda Chelsea’ye geliyor. O meÅŸhur Chelsea’ye. Geçen sezonun ikinci yarısı yedek kulübesinde, bu sezonun ilk 12 haftasını ise Drogba’nın yokluÄŸunda hak ettiÄŸi ilk 11′de geçiriyor. Ve oynadığı 12 lig maçında, aÄŸlara 12 gol bırakıyor. O “bitmiÅŸ” Anelka.

Fenerbahçe’nin büyük paralar saydığı, Anelka’dan yalnızca bir yaÅŸ küçük olan Guiza ise Türkiye Ligi’nde 11 maçta 2 gol atabiliyor. Türk Spor Basını, sadece bir önceki sezona bakmayı seviyor. Guiza’nın 2005 yılına kadar ikinci ligde oynadığı, 23 yaşındayken Barcelona B’de oynadığını yazmaya niyeti olan pek yok. Ama o bitmiÅŸ Anelka, ÅŸu an İngiltere’de gol krallığına oynuyor. Sezon sonunda iki oyuncunun istatistiklerine baktığımızda, umuyorum ki Guiza farkı biraz kapatmış olsun. Umuyorum…

Kas 14 2008

Futbol’da Åžiddet, Yuhalamak…

Bir çok spor bilimci bu konuyu tez konusu yapmakta.
AraÅŸtırmalar da bu hususun “insanın doÄŸasındaki saldırganlık dürtüsü” olduÄŸunu gösteriyor. Peki ama “Türkiye’de Futbolda Åžiddet” unsuru neden aşırı?

BaÅŸka tanımlamalarda sporun “kitlelerin afyonu ve örtülü milliyetçilik” olduÄŸu söylenmekte.

Bunların gözüme çarpan noktalarını ele almak istedim.
Öncelikle “bir futbol seyircisi” gözünden bakalım olaya, ardından sportif kültür baÄŸlamında deÄŸerlendirmelerimizi yapalım.
İlk olarak;

Franco’nun Bernabeau Stadı için söylediÄŸi “bana 150.000 kiÅŸilik bir uyku tulumu yapın” ve Salazar’ın “ben Portekiz’i kırk yıl boyunca 3F ile (Fiesta-Fadima-Futbol) ile yönettim” görüşü futbolun baÅŸka bir boyutunu içermektedir. Bu tanımın en büyük yanlışı, sporun kitleleri uyutan bir afyon olarak ele alınışı ve ilk insanlardan baÅŸlayarak bütün toplumların ilgisinin devamlılığının tıpkı bir uyuÅŸturucu bağımlısı gibi algılanmasıdır.
Geçmişten günümüze ülkemiz dışında bu tip yaklaşımlarla süregelen futbol anlayışı ülkemizde daha farklı bir yaklaşıma sebebiyet vermiştir.

Dünya üzerinde büyük miktarda paraların döndüğü ve artık çoğu ülkede spor olmaktan çıkan futbol üzerine dönen oyunlar, üzülerek belirtiyorum ki ülkemize sıçramakta da gecikmemiştir.

Bahis ve ÅŸike olaylarının artması, futbolu yöneten ve spor anlamında idare eden kesimlerin kirli iÅŸlere alet olması neticesinde futbol günümüzde “Gariban beÅŸiÄŸi” sıfatına bürünmüştür.
Sadece desteklediği için değil, oynadığı bahis kuponunu yatırdığı için ağıza alınmayacak terbiyesizlikte küfürler ve yakıp yıkma boyutuna varan saldırganlıklar ile bir takıma saldırmak sporun hangi tanımına girer ki?

Saldırganlık genel olarak diğerine zarar vermek amacıyla bir kişi veya grup tarafından gerçekleştirilen davranış olarak tanımlanmaktadır.

Örneğin; maçlardan önce kulüp başkan ya da sözcüleri karşı kulübe ve taraftarlarına yönelik sözlü saldırı ve kışkırtıcı davranışları, maç sırasında taraftarların gösteri ve tezahüratları, oyuncunun sert davranışları, amigoların kışkırtmaları, bilerek bilmeyerek hakemlerin hatalı sanılan kararları, tartışmalı durumlar, spor yazar ve yorumcularının taraflı, kırıcı, yanlış ve sert yorumları özellikle özel televizyon kanallarının reyting uğruna federasyonu, hakemleri, kulüpleri suçlayan yayınları sporda saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerine açık davetiye çıkartmaktadır.

Futbol maçları öncesinde, sırasında yahut sonrasında stada veya kulübe verilen zararlar her geçen gün artmaktadır. İzleyicilerin “Hakemin düdüğünün içindeki nohuta” kadar varan küfürleri, tribünlerde cinsiyet ayrımının yapılması ve insanların maç seyretmeyi “stres atma” olgusu olarak görmeleri futbolda ÅŸiddeti artıran sebeplerdendir.

“Yuhalamak”
Bu başlıkta inceleyeceğimiz konu aslında şiddetin varolmasında ki en büyük etkenlerden biridir.

İyiyi beğenmek, alkışlamak. Kötüyü istememek ve yuhalamak var olan futbol kültürümüz maalesef.
Yuhalamak baskı unsuru gibi görünse de büyük bir terbiyesizliktir kanımca.
EÄŸer desteklemediÄŸiniz takımın hücüm yapmasını arzu etmiyorsanız bunu baÅŸka bir ÅŸekilde dile getirmeniz gerekmektedir. Åžayet sizin nazarınızda “yuhalamak” rakibin sinirini bozuyor gibi dursa da yıllarca sporun içinde yer almış biri olarak; bana göre kendi takımınızı desteklemek rakibin sinirini daha da bozacaktır.

Yayınlanan bilimsel makalelerin çoğunda şiddetin çıkış noktaları şu sebeplere bağlanıyor;

  • Genel eÄŸitimin yetersizliÄŸi, eÄŸitim verilen okullarda spor kültürünün verilmeyiÅŸi. Beden EÄŸitimi dersinin müfredat programında 1 saat olduÄŸunu varsayarsak meslektaÅŸlarımı bu hususta eleÅŸtiremiyorum ne yazık ki.
  • Sporcuların saha içerisinde kavga etmesi ve tribünü tahrik etmesi. Kavgayı da geçtim her golden sonra yaÅŸanan tahrik olayını örnek verecek olursak kitap yazmamız gerekir.
  • Hakemlerin bir taraflı yönetim sergilediÄŸi düşüncesinin baskın olması. Hakemlerimizin aldıkları eÄŸitimin düşüklüğü bir tarafa dursun yazımın baÅŸlarında altını çizerek belirttiÄŸim futbol - bahis - ÅŸike üçlüsünde hakem camiasının yer alması bu etkeni tetiklemektedir.
  • Gerçekte iyi hazırlanmadıkları halde, futbolcuların iyi bir hazırlık dönemi geçirdiÄŸini ve müsabakaya hazır oldukları yönünde afaki yorumlarda bulunan takım antrenör ve yöneticilerinin demeçleri.
  • Seyirci ve sporcuların oyun kurallarını bilmemesi ve bu husuta sık sık itiraz etmesi.
  • EÄŸitim, kültür ve ekonomik yönden istenilen düzeyde olmayan, antisosyal ve kiÅŸilik bunalımında olan gençlerin fanatik derecesindeki taraftarlıkları vb. faktörler saha içi ve saha dışında saldırganlığı ve ÅŸiddeti doÄŸrudan ya da dolaylı olarak körüklemeleridir.

Bu saydığım nedenlerin giderilmesinin, önlenmesinin tek yolunun eğitim olduğu aşikar.

Sporcusundan seyircisine, idarecisinden antrenörüne, yayıncı kuruluşundan futbol programlarına kadar her merciinin iyi bir spor kültürüne sahip olması şüphesiz ki bu sebepleri ortadan kaldıracaktır.

Unutulmamalıdır ki; “İhtiyaç ve tehlike anı olmadığı halde kendi türüne saldıran tek canlı insandır.”

Artı ve eksilerimle.
İrfan Kurudirek

Kas 09 2008

4-1 Kere MaaÅŸallah!

Herkesin beklediÄŸi derbi maç bu akÅŸam oynandı, her zaman olduÄŸu gibi heyecan vericiydi. Her derbi haftası olduÄŸu gibi bu haftayı da istatistikler okuyarak geçirdik. “İlk golü atan kazanıyor.” yorumu ise son olarak kabul edilen görüş oldu ve pazar günü maç öncesi manÅŸetlerini oluÅŸturdu. Her sene aynı veya benzer baÅŸlıkları görmek sinir bozucu olsa da, derbi heyecanının hiç azalmaması milletimiz için güzel bir olay. Elbette burada toplum deÄŸerlendirmesi yapacak durumda veya konumda deÄŸilim, fakat açıkça gözüken bu.

Her neyse, Benfica’yı iyi futbol ile deplasmanda yenen bir Galatasaray ve karşısında daha moralsiz bir Fenerbahçe vardı. Alex oynayacak durumda deÄŸildi, Kewell ise sakatlıktan yeni çıkmıştı, yedekler arasındaydı. Sene başından beri istikrarsız bir görüntü sergileyen Galatasaray’ın erken golüne Fenerbahçe’nin cevabı gecikmedi. Maç sürdü, sürdü, sürdü. Skor tabelası 4-1′i gösteriyordu.  BitiÅŸ düdüğüyle tüm izleyenler bir “Oh!” çekti. Kazanan taraf da olsanız, kaybeden taraf da, derbilerin bitmesi rahatlatıcı bir olay. Stres bitiyor en azından.

1987 doÄŸumlu milli futbolcu Arda Turan sahada çok çirkin hareketler yaptı. Kendisinden 10-12 yaÅŸ büyük olan yardımcı hakemlere yaptığı el-kol hareketleri, kendisini toplamaya söyleyen futbolculara gösterdiÄŸi tepkiler, derbinin çirkin yüzüydü. Hırs, bir yere kadar hırstır ve belli bir çizgiyi aÅŸtığı zaman çirkinleÅŸiverir. Ancak suç Arda’nın deÄŸil elbette, yıllardır Galatasaray’ın ön planda olan oyuncularına baktığımızda tabloyu görebiliriz. Son 1996-1997 sezonunda geldiÄŸi Galatasaray’ın unutulmazları arasına giren Hagi, Erol Ersoy’un suratına tükürmüştü, taraftarlarına “Hırsızsınız siz!” diye bağırmıştı.  Hasan ÅžaÅŸ’ın saha içi tavırlarına, efsane kaptan Bülent Korkmaz’ın hareketlerine ayrıca deÄŸinmeye gerek yok. Hakemler ise ne yazık ki bu tavırları görmezden geliyor. Arda Turan’a kırmızı kartı göstereceksin ki, bir daha yapmasın. Aynı Hasan ÅžaÅŸ Galatasaray’ı defalarca ve milli takımımızı Gürcülere karşı oynarken yaktığından sonra hareketlerine çeki-düzen vermiÅŸti, ÅŸu anda çok daha aklı başında bir Hasan ÅžaÅŸ var Galatasaray’da.

Skibbe’nin yaktığı deÄŸiÅŸikliklerin Galatasaray’a bir faydası olmadı. Sakatlıktan yeni çıkan Kewell çok vasattı, sezon başından beri isktikrarsız olan Nonda ise neredeyse sahada hiç yoktu. Yine de bu deÄŸiÅŸikliklere tam olarak yanlış diyemeyiz. Sahada hakeme oynayan bir Ümit Karan ve isteksiz bir Milan Baros vardı ki, bu iki futbolcu ile devam edilmesi halinde sonuç pek farklı olmazdı.

Futbolcular bu galibiyeti Aragones’e altın bir tepside hediye etti. Aragones bu galibiyetle iyice morallendi, keza futbolcular için de aynısı geçerli. Gökhan Gönül artık tamamen kendisine geldi, sahanın flaÅŸ isimlerindendi. Selçuk Åžahin’i de tebrik etmemek elde deÄŸil. Fenerbahçe’nin 14 Milyon Euro harcadığı Daniel Guiza’nın 10 maçta attığı gol sayısına ulaÅŸtı Selçuk. Bu sezon ligde ilk kez ilk 11′de baÅŸlayan Deivid ise 2. golünü şık bir vuruÅŸla kaydetti. Sezon sonunda sözleÅŸmesi sona erecek olan bu futbolcuyla sözleÅŸme yenilenmeli… Neticede Fenerbahçe takımı hak ettiÄŸi bir galibiyet aldı. Fark daha fazla da açılabilirdi. Guiza bitirici olabilseydi örneÄŸin… Bu durumda Aragones’in haline şükretmesi ve futbolcularına “4-1 kere maaÅŸallah!” demesi gerekiyor bence…

Kas 09 2008

Cahil Cesareti

Bu akÅŸam öfkeli bir taraftar ile Skibbe’nin pek çok ortak yönünün olduÄŸunu farkettim. İkinci yarıya baÅŸlarken “Benfica maçını kazandık, kazanan kadro bozulmaz mantığıyla çıktık sahaya, fakat ÅŸanssız bir ÅŸekilde ilk yarıyı maÄŸlup kapadık. Umarım Kewell ve Nonda ikinci yarı oyuna girer” dedim. Beni duymuÅŸ olacak; ikinci yarıya Kewell ve Nonda deÄŸiÅŸiklikleriyle baÅŸladı. Gol pozisyonuna girememekle beraber, Fenerbahçe’nin Arsenal karşısında sergilediÄŸi etkili defans futbolu Galatasaray’ın savunmadaki eksiklikleriyle birleÅŸince, ortada Galatasaray için kapkara bir tablo oluÅŸtu.

Benim takımım karaktersiz oynamamalı, fark yesek de böyle karaktersiz oyun sergilemeyelim, cesur futbol oynayalım” diyenlerin sesi hala kulağımda. İşte Şükrü SaraçoÄŸlu’nda, gereÄŸinden fazla cesaret nelere sebep oluyor, hep beraber gördük. Günlerdir, basında, evde, sokakta, her yerde Galatasaray çok fazla ÅŸiÅŸirildi, müthiÅŸ bir beklenti oluÅŸtu. Kadro güzel, oyun güzel olsa da, futbolun bazı gerçekleri vardır. Ne kadar kötü durumda olsa da, ezeli rakibinizin sahasında böyle açık futbol oynarsanız yenilirsiniz. Bu beklentilerin oluÅŸturduÄŸu baskıyla sanki ev sahibiymiÅŸ gibi oynayan sarı kırmızılılar maça etkili baÅŸlasa da, ilk gelen moral çöküntüsüyle beraber bir daha hiç toparlanamayacakları bir yola girdiler.

İlk yarıyı Fenerbahçe, Galatasaray’ın gölgesinde 2-1 önde kapattı. Buraya kadar her ÅŸey bitmiÅŸ deÄŸildi, Galatasaray her ne kadar Lincoln’ün endirekt serbest vuruÅŸtan attığı geçersiz golden sonra moral ve konstrantrasyon olarak geriye düşse de, oyunu kendi lehine çevirebilecek güce hala sahipti. Fakat burada, Skibbe’nin düşüncelerinin, benim gibi evinde maç izleyen taraftarın, bir hırsla ortaya attığı düşüncelerden farklı olması gerekirdi. Kendi elini kolunu ikinci yarının başında baÄŸlayan hocaya kalan tek ÅŸey, rezalete tanık olmaktı artık. Böyle maçlar bir dakikada kazanıp, bir dakikada kaybedebileceÄŸiniz maçlardır. Henüz ikinci dakikada öne geçip, daha beÅŸ dakika üstünlüğünü koruyamıyorsan yenilmeyi hakedersin.

Skibbe’yi çok da suçlamamak gerek, zira bu gece ÅŸans faktörünün Galatasaray’dan yana olduÄŸunu pek söyleyemeyiz. Fakat gördük ki, teknik heyetin ve futbolcuların öğrenmesi gereken önemli ÅŸeyler var, umarım bu ders yararlı olmuÅŸtur. Sonuç olarak bu akÅŸam, Galatasaray defansta bu kadar hatalı olmasaydı, Fenerbahçe’nin, bu oyun yapısıyla gol bulması oldukça zor olurdu, fakat yine olan oldu, gelenek bozulmadı. Neyse artık, baÅŸka bahara.

Fenerbahçe 4 - 1 Galatasaray

Kas 07 2008

Kaliteli futbol, kaliteli galibiyet

Dürüst olmak gerekirse, bırakın çoÄŸunluÄŸu, maç baÅŸlayana kadar ben dahil bir çok Galatasaraylı dahi, böyle bir futbol beklemiyorduk bu akÅŸam. Fakat Galatasaray, kendine yakışır bir galibiyet aldı, hem de Benfica’nın korkulan mabedi Estadio da Luz’da. Uzun zamandır deplasmanda böyle müthiÅŸ mücadele edip rakibini sıkıştıran bir Galatasaray izlememiÅŸtim. Sonunda beklediÄŸimiz gün geldi ve çok ÅŸeyler beklediÄŸimiz o ÅŸahane kadro gücünü gösterdi, üstelik takımın ateÅŸleyicilerinden Kewell’ın yokluÄŸunda, bu denli güzel atak organizasyonları sarı kırmızılı takımın taraftarlarının yüzünü güldürdü.

Öncelikle Skibbe’yi tebrik ediyorum, kanatları geçiÅŸe kapatıp Benfica’nın atak yollarını büyük ölçüde kesti. Orta sahada Meira ve Ayhan gerek savunma olarak, gerekse hücuma çıkarken çok iyi iÅŸler çıkardı. Baros baÅŸta yerini çok yadırgadı fakat asıl yerinde oynadığı dakikalarda top kontrolündeki ustalığı ve takım oyunuyla çok yararlı oldu. Lincoln çok koÅŸtu, mücadele etti ve alkışı haketti. Özellikle bu kadar çok koÅŸup 90 dakikayı tamamlayabilen Arda’yı ayrıca tebrik ediyorum, geliÅŸiminin durmadığını her maç üstüne koyarak gösteriyor bizlere. Sabri de aynı ÅŸekilde bu sezonki iyi futboluna devam ediyor, geçtiÄŸimiz sezondan bu yana çok yol kat etti gerçekten. Servet ve Hakan Balta da görevlerini baÅŸarıyla yerine getirdi. Ümit Karan ise tam gereken zamanda ortaya çıkıp fırsatçılığını konuÅŸturdu ve takımını rahatlatan golü attı.

Maçın kahramanları Emre Aşık ve De Sanctis’e gelelim. Emre bu yaÅŸta takdire ÅŸayan oynadı, attığı gol haricinde defansta yaptığı kritik müdahaleler ve verdiÄŸi güven maçı birinci derecede etkileyen faktörlerdi. Kendisinden çok ÅŸey beklenmemesine raÄŸmen geceye damgasını vurdu denebilir. De Sanctis de harika bir performans göstererek kendini kanıtladı ve ona güvenenleri haklı çıkardı. Yaptığı önemli kurtarışlarla izleyenlere kendini alkışlattı. Gerçekten kumaşı çok kaliteli bir kaleci, onu Galatasaray’ın kalesinde görmek keyif veriyor.

Bu kadronun çok büyük işler yapmasını beklediğimi daha önce de belirtmiştim. Benfica deplasmanında bu kadar iyi bir performans beklemiyordum fakat Galatasaray, gerçekten çok zevkli bir futbolla güzel bir galibiyet yaşattı bize bu akşam. Umarım takım bu havasını kaybetmez ve özellikle Avrupa arenasında başarılı bir sezon geçirir. Bu kadro bunu hakediyor.

Kas 06 2008

Haddini bilerek oynamak: Arsenal 0 - 0 Fenerbahçe

İki hafta önce, Şükrü SaraçoÄŸlu Stadı’nda Fenerbahçe’nin başına gelecekler daha ilk dakikadan belliydi. Arsenal gibi bir takıma karşı savunmayı bu kadar önde kurmak akıl iÅŸi gibi gözükmüyordu. Arsenal da Fenerbahçe’yi küçümseyip sanki evinde oynuyormuşçasına açık bir defans anlayışı uygulamıştı. Nitekim iki takım da çok sayıda gol pozisyonu bulmuÅŸ, fakat Arsenal oyuncuları pozisyonları daha iyi deÄŸerlendirip skora farklılık getirmiÅŸlerdi. Maçtan sonra en çok eleÅŸtirdiÄŸim konu, Fenerbahçe’nin kendi sınırlarını, haddini bilmeden sergilediÄŸi savunma anlayışı idi.

Bugün Fenerbahçe gerçek bir deplasman takımı gibi oynadı. Pozisyonları gereÄŸinden fazla zorlasalar da, sarı lacivertli futbolcuların hepsi nerede olmaları gerektiÄŸinin farkındaydı. Hücuma çıkarken dahi defansı elden bırakmamaları bunu gösteriyor. Benim görüşüm ise, Türk takımlarının Avrupa kupalarında hep bu stratejiyi izlemesi gerektiÄŸidir. Bugün gerek Arsenal’ın moralsizliÄŸi ve eksikleri, gerekse pozisyonlar bakımından ÅŸans Fenerbahçe’den yanaydı fakat, eminim ki Kadıköy’de bu savunma stratejisiyle oynasa, o rezalet yaÅŸanmamış olurdu. Defansif futbol artık modern futbolun en büyük gerçeÄŸi, hele ki karşınızdaki takım sizden güçlüyse, haddinizi bilerek oynamanız gerekir. Fenerbahçe bunu anladı ve ÅŸansının da yardımıyla Londra’da Arsenal ile berabere kalmayı baÅŸardı. Her maç bunun bilincinde olarak oynarlarsa, Avrupa sahalarında daha baÅŸarılı bir Türk takımı görebiliriz diye düşünüyorum.

Kas 03 2008

Büyük Takım Küçük Başarı

Bir film vardı “Büyük Adam Küçük AÅŸk”. Bu da ona benzer bir film. BaÅŸrollerde River Plate, Feyenoord, Deportivo La Coruna, Newcastle, Roma gibi oyuncular var. 2 oscarlı AS Roma büyük ilgi topluyor. Genç oyuncu Feyenoord aranan jön mü? Güney Amerika’nın en popüler oyuncusu River Plate, Avrupa sinemasının geliÅŸmekte olduÄŸunu söyledi. Newcastle filmlerde öpüşmem seviÅŸmem dedi. Bir zamanların efsanevi aktörü Deportivo, ev kirasını ödeyemiyor.

 

Yoksa bunlar onların dublörleri mi?

Kas 01 2008

Amr Zaki

Premier Lig’deki bir kaç Mısırlı oyuncudan biri Amr Zaki. Özellikle bu sezon başında yakaladığı yüksek gol ortalamasıyla adından epey söz ettirdi. Ligde 10 maç geride kalırken 7 golle zirvede bulunan Wigan’lı futbolcu, takımında maç başına 0,67 gol ortalamasına sahip. Taraftarlar onun oynayışını efsane forvet Shearer’a benzetiyor, ÅŸimdiden taraftarın gönlüne taht kurmuÅŸ. Takımının ligde attığı 11 golün 7’sine ismini yazdırmak da kolay iÅŸ deÄŸil.

25 yaşındaki Zaki’nin buralara gelirken geçtiÄŸi yerler ise epey ilginç. Al-Mansoura takımında profesyonel futbol kariyerine baÅŸlayan futbolcu, ilk büyük tecrübesini ENPPI (Petrol İşleme MühendisliÄŸi Endüstrisi) isimli takımda, Plastik Stadyumu’nda yaÅŸadı. İki yılda 41 maça çıkıp 16 gol atan Zaki, kendini gösterip Lokomotiv Moskova’ya transfer oldu. Fakat hiç maça çıkamadan, geldiÄŸi yıl Mısır’a geri dönen futbolcu, bu kez Zamalek takımında kendini gösterme fırsatı yakalamıştı. 2006 Afrika Uluslar Kupası’nda hocasıyla tartışıp 6 ay ceza alan Mido’nun yerinde ÅŸans bulan Zaki, bu fırsatı gerçekten iyi deÄŸerlendirdi. O sene Mısır kupayı kaldırırken Zaki de en çok dikkat çeken isimlerin başında geliyordu. Bugün Mısır Milli Takımı’nda çıktığı 48 maçta attığı 29 golle ÅŸimdiden baÅŸarılı bir milli takım kariyeri yapmış olduÄŸunu görüyoruz.

Bu sezon başında Wigan takımına kiralanan oyuncu, Dünya Kupası elemelerinde gösterdiÄŸi performans ve son iki hazırlık maçında attığı iki golle formayı kapıp ilk Premier Lig tecrübesini West Ham karşısında yaÅŸadı ve takımının tek gölünü atmayı baÅŸardı. İki hafta sonra bu sezonun baÅŸarılı ekiplerinden Hull City’yi deplasmanda 5-0 maÄŸlup ederken de iki golü hanesine yazdırmıştı. Daha sonra Liverpool’a da attığı iki güzel golle iyice göze battı denebilir. Henri Camara ve Emile Heskey gibi isimlerin önüne geçip forvet hattının vazgeçilmez ismi haline geldi artık. Kiralık gelen Zaki, bu performansını devam ettirirse Avrupa’da kendine iyi bir yer bulur gibi görünüyor, ÅŸimdiden transfer dedikoduları çıkmış durumda. Umarım sezon sonunda beni haklı çıkarır.

Kas 01 2008

Lukas Podolski ve Uli Hoeness

Avrupa Åžampiyonası’nın üzerinden çok geçmedi, o günlerde Almanya turnuvanın en büyük favorilerinden gösterilirken benim favorim İspanya idi. Rusya’nın da büyük sürprizlere imza atacağını söylemiÅŸtim. O zamanlar Lukas Podolski isminin ilk onbire dahi girmesinin zor olduÄŸu, ondan çok ÅŸey beklenmediÄŸi söyleniyordu. Benim fantezi kadromda ise ilk sırada yer alıyordu.

Nitekim Podolski beni yanıltmadı ve ÅŸampiyonada iyi bir performans sergiledi. Bundan itibaren, oyuncunun neden Bayern Münih’te yeteri kadar ÅŸans bulamadığı sorgulanıp durdu. Klose ve Toni’nin olduÄŸu yerde ilk onbirde ÅŸans bulmak zordur fakat ilk on maçında istediÄŸi sonuçları alamayan Bayern’in alternatiflerini de deÄŸerlendirmesi gerekiyordu. Hoeness Podolski’ye yeteri kadar ÅŸans verildiÄŸini, ama onun bu ÅŸansları kötü deÄŸerlendirdiÄŸini belirtmiÅŸ. Baktığımızda Lukas’ın 4 kez ilk onbirde çıktığını görüyoruz. 3 golü var ama maçlarda kendini çok gösterdiÄŸini söyleyemem doÄŸrusu. Ancak ondan daha büyük hayal kırıklığı yaratan ama daha çok ÅŸans bulan Luca Toni’ye ise nasıl bu kadar tahammül ediyor anlaşılır deÄŸil. 10 maçta ilk onbirde yer aldı ve onun da 3 golü var ki Podolski gibi ortalıkta baskı yaparken, koÅŸular yaparken bile göremiyoruz kendisini. Aynı ÅŸanslar Podolski’ye verilmiÅŸ olsa belki 23 yaşındaki bu oyuncu takıma küstürülmüş olmazdı.

Lukas’ın baÅŸlangıçta oyunda olmadığı hemen her maçta da 70. dakikadan sonra oyuna alındığını görüyoruz ki bu bir oyuncu için yetersiz bir süredir. Böyle kısıtlı zamanlarda oyuna alındığınızda, kendini gösterebilme stresinden dolayı eliniz ayağınıza dolaşır zaten. Üstüne üstlük hocanız bu kadar az ÅŸans verip, verilen ÅŸansları deÄŸerlendiremediÄŸinizi söylüyorsa, durum daha da kötüdür. Yine Hoeness, “Lukas gol attığında gereÄŸinden fazla alkışlanıyor ve o da kendisini çok iyi görüyor. Gol atmak her ÅŸey deÄŸildir, her gol atan ertesi gün kahraman ilan edilmemelidir.” demiÅŸ. DoÄŸru da demiÅŸ fakat her takımın taraftarı genç yıldızını göklere çıkarır, normali budur. Özellikle Ulrich gibi Bayern’le özdeÅŸleÅŸmiÅŸ bir isim nasıl olur da ilerde adı söylenince akla Bayern’in geleceÄŸi bir yıldızı kenara atar anlamış deÄŸilim. Belli ki aralarında var bir ÅŸeyler. Podolski’yi izlemekten keyif alıyorum. Umarım ya Bayern’de kendini kabul ettirir ya da iyi bir takıma gider ve bol bol izleriz.

SportsTop Blogs