Ara 31 2008

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

Yeni yılda bol futbol zevki ve mutluluklar dileÄŸi ile…

Ara 30 2008

Gerrard’ın başı belada

Dün gece Merseyside bölgesinin Southport kasabasındaki bir bara, Newcastle’ı 5-1 maÄŸlup ettikleri maçı arkadaÅŸlarıyla kutlamaya giden Steven Gerrard, çıkan kavga sonucu tutuklanan 6 kiÅŸiden biri. Bugün kefaletle serbest bırakılmış. Hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istemi var deniliyor. Kavgadan sonra ortada hastanelik olan 34 yaşında bir adam, kan izleriyle ve cam kırıklarıyla dolu bir mekan var.

Federasyon ise açıklamasında, ÅŸimdilik Gerrard’ın futbol kariyeriyle ilgili olumsuz bir durum oluÅŸmadığını, fakat soruÅŸturma sonucunda suçlu bulunması halinde bu konunun tekrar gözden geçirileceÄŸini belirtti. Liverpool taraftarı ise kaptanına sahip çıkıyor ve ortada yeterli kanıt olmadan futbolcunun yıpratılmaya çalışıldığını düşünüyor. DoÄŸrusu, Gerrard’ın suçluluÄŸunu kanıtlayacak pek bir ÅŸey yok denebilir, fakat çok düşük bir ihtimal olsa da, ortada dolaÅŸan videolar ve sürpriz tanıklar iÅŸin gidiÅŸatını deÄŸiÅŸtirebilir.

Ara 22 2008

Alışmış, kudurmuştan beterdir!

Bugün izlediğimiz Galatasaray - Beşiktaş karşılaşması, kaliteli oyuncuların sahne aldığı, yüksek tempolu ve zevkli bir mücadeleye sahne oldu. Futbolun doğası gereği öne çıkan sporcular, gerek oyun içi gerek oyun dışı hareketleriyle bize güzel anlar yaşattılar. Öte yandan sporculardan başka öne çıkmayı arzulayan kişiler de vardı her zamanki gibi, çıkar ilişkilerini gözeten bazı kişiler yine sporun üzerini gölgelemeye kararlıydı. Çoğu derbi gibi iki tarafı memnun etmek neredeyse imkansız idi.

Maçın her anında gördüğümüz ÅŸey, futbolcuların birbirine gösterdiÄŸi karşılıklı saygı, sportmenlik ve anlayışlılık idi. Gerek maç öncesi, gerekse sonrası; oyuncuların birbirine sarılması, gülüşmeleri, birbirlerini anlayışla karşılamaları çok güzel görüntüler idi. Hakem Cüneyt Çakır’a gelecek olursak; sahaya “derbi yönetmek” amacıyla çıktığı belli oluyor. Kartlarını kullandığı pek çok pozisyonda, toleranslı davranma niyetinin olduÄŸunu fakat oyuncunun itirazı üzerine kartlarına baÅŸvurduÄŸunu görüyoruz. Tartışılacak pozisyonlar elbette ki var, fakat hakemde bir art niyet aramak söz konusu olamaz kanımca.

Benim takıldığım iki pozisyon var, biri Servet ile Holosko’nun mücadelesinde çaldığı faul, diÄŸeri ise Delgado’nun kırmızı kartı. Delgado’ya gerçekten yazık olduÄŸunu düşünüyorum. Bu kadar yetenekli ve kiÅŸilikli bir futbolcu, taraftarının gözünde düştüğü durumu hak etmiyor bence. Bazı maçlarda yıldızlaşıp takımını sırtlasa da, bazı maçlarda yaÅŸadığı ÅŸanssızlıklar sonucu taraftarın gözündeki deÄŸerini kaybetmiÅŸ görünüyor. Bugün de bir anlık hırsın kurbanı oldu denebilir. Hakem, Delgado’nun hareketlerini doÄŸru mu anladı yanlış mı anladı bilemeyiz, sonuçta her iki durumda da hakemin kart kararlarına yapılan bir itiraz söz konusu. “Bana kart gösterdin, ona göstermiyorsun” demek de bir kart isteme ÅŸekli aslında. Sırf hareketinden dolayı ikinci sarısını görmüş ve atılmış olabilir, hakemin takdiri tabii ama bunun maçın kaderini deÄŸiÅŸtirebileceÄŸini düşünmedim hiç. Zira oyunun gidiÅŸatı ibrenin Galatasaray’dan yana olduÄŸunu gösteriyordu dersek yanılmayız.

Gelelim asıl konumuza; Yıldırım Demirören ve saz arkadaşlarından bahsetmek istiyorum biraz. Yıllardır her yolu deneyen, ama yine de başarıya ulaşamayan birisi Demirören. Bugün geldiği noktada ise, ezeli rakiplerinin taraftarı tarafından dahi alaya alınarak istifaya davet edildiğini görüyoruz. Peki bu kişi suçu hiç kendinde aramamış mıdır? Bunu bilemeyiz. Fakat bu hırslı başkanımızın en büyük hatası, taraftarının büyük çoğunluğu tarafından desteklenmeyen açıklamalarda bulunarak, sanki tüm Beşiktaş camiasının görüşü öyleymiş gibi lanse etmesidir. Bu durumdan utanç duyan Beşiktaşlı arkadaşlarımız olduğunu biliyorum. Başkanın ise bu durumu alışkanlık haline getirmesi gerçekten rezalet bir olaydır.

Başarısız olduğunda veya istenmedik bir şey olduğunda suçu başka nedenlere atmanın psikoloji biliminde adı konmuştur. Bizim insanımız bunu pek çok zaman yapar. Ancak bazı şeyler kabak tadı vermeye başladı. Daha hatayı kendinde aramadan, başarısızlığın nedeninin tamamen bambaşka olaylardan ibaret olduğunu iddia etmek bazı kişilerde alışkanlık yapmış. Başlarda kendileri de inansa da, bugün bunun samimiyetsizce bir yaklaşım olduğunun farkına varmış olmalılar. Aklı başında ve gelişmeye yatkın olan her insan, önce hatayı kendinde arar. Başarısızlığın gerçek nedenini bulana kadar başarısız olmaya mahkumsundur. Her mağlubiyetten sonra yapılan duygu sömürüleri, ortaya atılan komplo teorileri artık eskisi kadar prim yapmıyor maalesef. Beşiktaş taraftarı da artık bilinçlendi ve önündekini görebiliyor. Ortada başarısız ve karışık bir takım, yanlış üstüne yanlış yapan bir yönetim var. Taraftar bile kendini eleştirebilmeyi öğrenmişken, yönetim konusunda becerikli insanlar nasıl geri kalmış anlamak çok güç.

Åžimdiki BeÅŸiktaÅŸ yönetimi, bu durumu öylesine benimsemiÅŸ olacak ki, Demirören çıkıp, saha içinde açık seçik hakemi tehdit eden kiÅŸiler için, “Az bile yapmışlar” diyebiliyor. Bu, rezaletin had safhasıdır. Böyle bir yaklaşımla geliÅŸebilmek, seviye atlayabilmek imkansız. Bugün, benim de BeÅŸiktaÅŸ yönetiminin istifasını beklemeye baÅŸladığım gündür. Gerek Türk futbolunun kara lekelerinden kurtulması, gerekse takımımın karşısında eski ezeli rakiplerinden birini başı dik görebilmek için bunu arzuluyorum.

Ara 11 2008

Şampiyonlar Ligi - Grup Maçları Sonrası Analiz

Åžampiyonlar LigiBu sezon, Åžampiyonlar Ligi grup aÅŸamasında sürpriz sonuçlar alınmış olsa da, yola devam edenler ve UEFA Kupası’na gidenler olarak ayırırsak, pek ÅŸaşırtıcı bir tabloya rastladığımızı söyleyemeyiz. Çok heyecanlı karşılaÅŸmalara sahne olan maçlar sonucunda öne çıkan takımları ve sıralamalarda sürprizler olduÄŸunu görmek ise mümkün.

A grubunda Roma ve Chelsea gruptan çıkarken, Bordeaux’nun da UEFA Kupası’na kalacağı ilk günden tahmin edilebilirdi herhalde. B grubunda ise karşımıza bir Anorthosis vakası çıkıyor. Grubu lider olarak tamamlayan Panathinaikos’u evinde 3-1 ile geçen Anorthosis, eline geçen fırsatları deÄŸerlendiremeyip 3 beraberlik daha alınca sonuncu olarak Avrupa kupalarına veda etti. Panathinaikos’un ise Inter’i geçip lider olarak çıkması büyük sürpriz olarak nitelendirilebilir. Zira pek iç açıcı bir futbol sergilemeyen Werder Bremen’in, baÅŸlarda gruptan çıkacağı tahmin edilirken, onlar UEFA biletini son maçta Inter’i maÄŸlup ederek alabildi.

C grubunda da Barcelona ve Sporting Lizbon gruptan çıkarken, Shaktar Donetsk UEFA’ya kaldı. Yine ÅŸaşırtıcı bir durum yok diyebiliriz. Grup maçlarının belki de en zevkli maçlarına sahip olan D grubu da pek bir sürprize sahne olmadı; Liverpool ve Atletico Madrid üst tura çıktı, Erik Gerets’li Marsilya UEFA’ya gitti. Bu grupta özellikle Liverpool - Atletico maçları enfes idi fakat hakemler -haklı olarak- çokça tartışıldı ve futbolun önüne geçen bazı etkenler bu zevke gölge düşürdü.

E grubunda Machester United ve Villareal yine tahmin edildiÄŸi gibi bir üst tur biletini kaptı. Fakat burada Celtic’in veda etmesi bir sürpriz olarak nitelendirilebilir. Oynadığı garip futbol ve 9 gollü Villareal maçı ile dikkat çeken Aalborg, UEFA Kupası’na gitme yolundaki rakibi Celtic’le karşılaÅŸtığı iki maçtan 4 puan almayı baÅŸardı, ve Celtic’i resmen Avrupa kupalarının dışına itti.

F grubu da ilginç mücadelelere sahip, ilk iki maçında zevksiz ve uyutucu bir futbol sergileyen Steaua BükreÅŸ, üçüncü maçında evinde Lyon’a 5-3 maÄŸlup olurken son çırpınışlarını yaşıyordu sanki. Son maçta da Fiorentina’ya evinde 1-0′la boyun eÄŸip rakibini UEFA’ya gönderdi.

G grubunda bir hayal kırıklığı, bir de geri dönüş çabası gördük. GeçtiÄŸimiz sene Åžampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan Fenerbahçe, bu sezon tek bir galibiyet alamadan grubu sonuncu olarak tamamladı. GeçtiÄŸimiz senelerde futbol spikerlerimiz tarafından Åžampiyonlar Ligi’nin gediklisi olarak lanse edilen Dynamo Kiev ise ortaya koyduÄŸu etkileyici futbol ile kendini gösterdi, fakat diÄŸer iki rakibini geçmeye gücü yetmedi. Porto grubu lider olarak tamamladı, Arsenal tam da en önemli zamanlarına denk gelen iç karışıklıklarıyla uÄŸraşırken gruptan çıkmakta zorlanmadı.

H grubunda yine beklenilen bir tablo oluÅŸtu. Özellikle Juventus - Real Madrid karşılaÅŸmalarında büyük usta Del Piero’nun gösterisine tanık olmak çok zevkliydi. GeçtiÄŸimiz sezonun parlak ekiplerinden olan fakat bu sezon aynı parlaklığa eriÅŸemeyen Zenit’e yine UEFA Kupası yolları gözüktü.

Bu sezon, grup maçları eÄŸlenceli geçti diyebiliriz. İlk maçlarda Avrupa’ya kendini tanıtan CFR Cluj, BATE Borisov ve Anorthosis’in mücadeleleri de gruplarda ayrı bir heyecan kaynağı oldu fakat tecrübesizlikten olsa gerek, bu performanslarının sonunu getiremediler.

İstatistiklere gelecek olursak; 6 maçta 5 gol atan 4 futbolcu ÅŸimdilik liderliÄŸi paylaÅŸmaktalar. Bunlar; Miroslav Klose (B. Münih), Lionel Messi (Barcelona), Steven Gerrard (Liverpool) ve Karim Benzema (O. Lyon). Asistlerde Frank Ribery (B. Münih) 5 asist ile lider durumda. Aalborg’dan Anders Due 4 asist ile dikkat çekerken Frank Lampard (Chelsea) ile ikinciliÄŸi paylaşıyor. Werder Bremen’den Frings 5 maçında da sarı kart görerek bir disiplinsizlik örneÄŸi olmuÅŸ.

Barcelona, ortalama 62% topa sahip olma yüzdesi ile diÄŸer tüm ekiplere fark atmış durumda. Rakibini boÄŸan takım terimi tam onlara layık bir sıfat olur herhalde. Yine aynı takım, 54 kaleyi bulan ÅŸut ile bu alanda da üstünlüğünü göstermiÅŸ. 62 faul ile grup maçlarının en nazik takımı Marsilya olmuÅŸ, Gerets’in beyefendiliÄŸinden ders almış gibi görünüyorlar. Öte yandan Shaktar 119 faulle kasap takım lakabına uygun görülebilir. PSV’li futbolculara kimse faul yapmaya gerek görmemiÅŸ anlaşılan, 53 kez çalınmış düdük. Bayern’li futbolcular ise pek tutulamamış olsa gerek; tam 121 kez serbest vuruÅŸ kullanmışlar. Dick Advocaat’ın oyuncularına biraz ofsayt çalıştırması yapması lazım herhalde, 30 kez ofsayta düşen takım bu alanda lider durumda. İşin ÅŸakası bir yana, bu sayının üçte birinin Pogrebnyak’a ait olduÄŸunu düşünürsek, durum biraz normal bir hal alıyor. Bahis sitelerinden skorları takip ederken hemen her maçta gol hanesinde ismini gördüğümüz bu oyuncu, o kadar çok pozisyona giriyor ki bu sayılar gayet olaÄŸan hale geliyor.

Bunlar da grup maçlarının ilginç istatistikleriydi, umarım her maçını zevkle izleyeceğimiz bir kupa olur.

Ara 07 2008

Lincoln Faktörü

Galatasaray’da geçtiÄŸimiz sezonun en çok eleÅŸtirilen isimlerinden biri olan Cassio Lincoln, bu sezon çok daha iyi bir performans sergiliyor. İstatistiklere bakacak olursak, Galatasaray’ın bu sezon gol atamadığı 4 resmi karşılaÅŸmanın 2’sinde Lincoln yer almamış. Her takımın bir beyne sahip olması gerektiÄŸi su götürmez bir gerçek. Galatasaraylı taraftarların yıllarca dile getirdiÄŸi 10 numara ihtiyacını, Lincoln gidermiÅŸ gibi görünüyor. Bugün Galatasaray’ın deplasmanda aldığı 3-0′lık Ankaragücü galibiyetinde 3 golde de Lincoln’ün asistinin olması bunun canlı bir örneÄŸi.

GeçtiÄŸimiz hafta Hacettepe evinde 9 kiÅŸi kaldığı maçta Galatasaray’a 3-1 ile boyun eÄŸmiÅŸ, Lincoln maç sonuna doÄŸru boÅŸ alanda yaptığı top sektirme hareketiyle bazı futbol otoriteleri tarafından eleÅŸtiri yaÄŸmuruna tutulmuÅŸtu. Halbuki futbolun aslında bir ÅŸov olduÄŸu unutulmamalı. Bu ÅŸovu daha da güzelleÅŸtiren hareketleri yapmak ne zamandan beri ayıp oldu? Lincoln bu sezon oldukça baÅŸarılı bir futbol sergiliyor, sırf artistik hareketler için çıkmıyor sahaya. Yüksek tekniÄŸe sahip sayılı oyunculardan da bir kaç güzel hareket göremezsek ligimiz Norveç liglerine döner herhalde. Birinin sahaya çıkıp top sektirmesi veya topuk pası verebilmesi için illa Cristiano Ronaldo veya Messi olması lazım deÄŸil.

Lincoln haklı olarak bu sezon taraftarın sevgilisi olmayı baÅŸardı, ancak en ufak pas hatasında kahvelerden pencereme kadar ulaÅŸan küfürler, futbolun nankör bir spor olduÄŸunu kanıtlar gibi. Yine de ben Lincoln’ün, maçlarda laubaliliÄŸe kaçan hareketlerden mümkün olduÄŸunca sakındığını ve gereken ciddiyeti gösterdiÄŸini görüyorum. Sanırım böyle bir futbolcuya sahip olduÄŸumuz için ÅŸanslıyız. Bu performansını bozmadan, sakatlanmadan, baÅŸarılarına devam etmesini umuyorum.

Ara 04 2008

Yine Fethettik Berlin’i

Hertha Berlin, az sevindirmemiÅŸtir Galatasaray taraftarını. Yine deplasmanda ev sahipliÄŸi yapan Galatasaray, yine çıkışta olan bir Hertha, ve aynı sonuç.”Görüşmek üzre” tezahüratı da güzel bir ironiydi gerçekten.

Arda başta olmak üzere çoğu Galatasaraylı futbolcunun yüzünde çok büyük bir ciddiyet göremesek de, Barış, Mehmet Topal, Servet ve De Sanctis canla başla oynadı diyebiliriz. Öte yandan Baros haricinde tüm takım çok iyi performans gösterdi. Baros da penaltı vuruşuyla gol görevini yerinde getirdi.

Eller kollar tüm maç boyu aktifti, tartışılabilir çok pozisyon var. Yüksek kart istatistiğine sahip denebilecek hakem ise, özellikle ilk yarıda ve ikinci yarının başında pek çok sarı kartlık harekete tolerans gösterdi ancak yine de 9 adet sarı kart göstermek zorunda kaldı. Herhalde çok kart göstermiş olması kendisinden değil kaderinden kaynaklanıyor. Bu maçta 4 kez penaltı noktasını gösterse sanırım kimsenin diyecek bir şeyi olmazdı.

Galatasaray, iniÅŸli çıkışlı grafiÄŸinde bu maçı çıkış noktalarından birine yerleÅŸtirdiÄŸi için mutluyum. Özellikle takımın bulduÄŸu isabetli ÅŸutlardan memnun oldum. Öte yandan Olympiakos’u evinde 1-0 maÄŸlup eden Metalist, hakikaten tebrik edilmesi gereken, çok garip bir takım. Lucescu bu takımın, Ukrayna’nın en zengin 3 kiÅŸisinden birinin idaresinde olduÄŸunu ve takımda çok deÄŸerli futbolcuların yer aldığını söylemiÅŸti. Luce’yi dinlemekte yarar varmış. Grup tahminlerime bakarsak; hayal kırıklığı yaratan Benfica’nın yerini Metalist’le deÄŸiÅŸtirmeliyiz sanırım.

SportsTop Blogs