Kas 29 2008

Cömert Fenerbahçe…

Ülkemizin en önemli derbilerinden Fenerbahçe-BeÅŸiktaÅŸ derbisi, yine heyecan vericiydi. Ne var ki, 2-1′lik skor Fenerbahçe taraftarlarını gerçekten memnun etti mi? Evet, BeÅŸiktaÅŸ karşısında her zaman galibiyet alınmıyor; ama taraftarların saha içindeki laubaliliÄŸi görmesi sonucu, ben taraftarlarının çoÄŸunun skordan hoÅŸnut olmadığını düşünüyorum.

14 Milyon Euro’luk Daniel Guiza klas bir gol attı. Ligdeki 13. maçında 3. golünü atan Guiza, ligde toplamda attığı golün iki katı kadar golü de kaçırdı. Öyle goller kaçırdı ki, Fenerbahçe’de oynayan bir futbolcu nasıl böyle pozisyonları deÄŸerlendiremez dedirtti. BoÅŸ kaleye vuramaması ve kaçırdığı diÄŸer goller, taraftarları çileden çıkarttı. BeÅŸiktaÅŸ’ı her zaman 10 kiÅŸi ve savunmasında böyle kritik hatalar yaparken bulamazsınız. Eh, zamanı gelmiÅŸken bunu deÄŸerlendiremezseniz, -belki- tarihi olabilecek bir farkı da kaçırmış olursunuz. Guiza’nın (her ÅŸeye raÄŸmen) attığı gol ile görevini yaptığını varsayalım. Peki UÄŸur Boral ve Kazım’ın hareketlerine ne demeli? İkisi de pas vermesi gereken pozisyonlarda “berbat” ÅŸutlar çekerek Fenerbahçeli futbolculara yakışmayacak örnekler oluÅŸturdular. Fenerbahçe formasını giyiyorsanız pas vermeniz gereken anda pas vereceksiniz. Hayatınızda daha önce skor yapamadığınız mesafelerden ÅŸut çekmeyeceksiniz. Tabii burada Hürriyet Gazetesi’nde yıllardır futbolcuları sert dille eleÅŸtiren büyük usta Can Bartu gibi eleÅŸtiri yapmak haddim deÄŸil, biliyorum. Sadece yapılması gerekiyor, laubalilikleri; 45 dakika boyunca 10 kiÅŸi kalan rakibiniz karşısında cömerçe pozisyonları harcıyorsanız, yerden yere vurulmayı bile hak edersiniz.

BeÅŸiktaÅŸ savunmada inanılmaz hatalar yaptı. 10 kiÅŸi kalmalarının etkisi de var elbette. Yine de zaman zaman Fenerbahçe kalesine etkili geldiler. Bünyamin Gezer’in kırmızı kart kararı gerçekten çok tartışmalı, ofsayt olarak deÄŸerlendirilen iki golden de ilki tartışılabilir. BeÅŸiktaÅŸ seyircisi ise yine takımını sonuna kadar destekledi. Onları kesinlikle kutlamak gerekiyor, kırk binlik Fenerbahçe seyircisinin adeta sesini bastırdılar. Fenerbahçe seyircisi için suskun kaldı da diyebiliriz, onlar da eskisi kadar mutlu deÄŸil; hak vermek lazım.

Aragones’in de ne yaptığını anlamak mümkün deÄŸil. Baskı kurmaları gereken rakipleri karşısında Alex’i oyundan alıp, yerine Josico’yu sokuyor. Bu sanki, kümede kalma mücadelesi veren bir sıra takımının, büyük takıma karşı kendi sahasındaki galibiyeti korumak için giriÅŸtiÄŸi mücadele. Kendisi İspanya’daki günlerinde olduÄŸunu sanıyor olmalı hala, zira orada çalıştırdığı takımların çoÄŸu kümede kalmaya çalışıyordu… Ayrıca Aragones’in Ali Bilgin takıntısını anlayamıyorum… Hemen her maçta deÄŸiÅŸiklik tercihini ondan yana kullanıyor. Ali Bilgin ise girdiÄŸi hemen her maçta sarı kart görüyor, agresif hareketlerle maçı izleyen herkesin ona karşı antipati duymasına neden oluyor. Neredeyse hiç bir olumlu hareketi yok. Kendisinin deÄŸil her maç oyuna girmesi, kadroya bile girememesi lazım. Nerede hani sezon başındaki kampın yıldızı, 21 yaşındaki Gürhan Gürsoy? Onun yerine artık kendisini geliÅŸtirme ihtimali dahi olmayan, ikinci lig ayarında top oynayan Ali Bilgin tercih ediliyor. Deniz Barış haritadan silindi. Sözde gençte önem veren bir hocanın, bunlara dikkat etmesi lazım. Fakat deÄŸiÅŸecek gibi deÄŸil…

Fenerbahçe çok önemli bir üç puan aldı. Farka gitmeleri gerekirdi; ama yapamadılar. Bu skorla lig daha heyecanlı bir hale geliyor, önümüzdeki haftaları merakla bekliyoruz.

Kas 19 2008

Nicolas Anelka…

2004-2005 sezonunun devre arası…

Fenerbahçe’nin uzun süredir peÅŸinden koÅŸtuÄŸu Fransız yıldız, sonunda Fenerbahçe’de. PSG, Arsenal, Real Madrid, Liverpool gibi takımlarda oynamış bir oyuncu. İstanbul’a geldiÄŸinde henüz 25 yaşını bitirmemiÅŸ. GeldiÄŸindeki yorumları yerin altından duyuyorum sanki, hatırlar gibiyim. “DoymuÅŸ bir futbolcu. Kariyerinin sonuna gelmiÅŸ.” Bütün bu sözler 25 yaşında bir futbolcu için söyleniyor. Hani Dünya Kupası’nı kazanan milli takımın, Dünya’nın en büyük kulüplerinde deÄŸiÅŸilmez olan bir futbolcu için…

Fenerbahçe’de istediÄŸini yapamıyor belki de. Takımdaki “Brezilyalı” gruplaÅŸması içinde bir anlamda yalnız kalıyor. Serbest vuruÅŸ, kornerlerde istediÄŸi pasları alamıyor, yer tutmasını bilmeyen bir futbolcu deÄŸil halbuki… Yine de kritik goller atıyor Fenerbahçe adına. 2004-2005′teki ÅŸampiyonlukta önemli bir pay sahibi. 2005-2006′da istikrarsız bir dönem geçiriyor, tıpkı istikrarsız Fenerbahçe gibi. 2006-2007′de Zico geliyor, Anelka gitmek istediÄŸini açıklıyor. Gidiyor, Premier Lig’de küme düşmeme mücadelesi veren Bolton’a…

Anelka’nın gidiÅŸiyle Fenerbahçeli spor yazarları rahat bir nefes alıyorlar sanki. Oh diyorlar, gitti, futboldan bezmiÅŸ adam gitti… Birkaç karşıt görüş dışında, yönetimde suç arayan hiç kimse yok. Tıpkı Appiah’ın takımdan kopartılışında olduÄŸu gibi… Veya Aurelio veya Tuncay Åžanlı’nın. Anelka deÄŸil ama; Appiah, Tuncay ve Aurelio bonservis bedelleri olmadan gidiyorlar. Fenerbahçe yönetimi izliyor, seyirci gibi.  Yapımcısı oldukları filmin galasında, gösterimi terk eden, filmde baÅŸrolü oynayan artistlerin gidiÅŸini… PiÅŸman da deÄŸiller.

“BitmiÅŸ, doymuÅŸ” Nicolas Anelka Bolton’da geçen 1,5 sezon sonunda Chelsea’ye geliyor. O meÅŸhur Chelsea’ye. Geçen sezonun ikinci yarısı yedek kulübesinde, bu sezonun ilk 12 haftasını ise Drogba’nın yokluÄŸunda hak ettiÄŸi ilk 11′de geçiriyor. Ve oynadığı 12 lig maçında, aÄŸlara 12 gol bırakıyor. O “bitmiÅŸ” Anelka.

Fenerbahçe’nin büyük paralar saydığı, Anelka’dan yalnızca bir yaÅŸ küçük olan Guiza ise Türkiye Ligi’nde 11 maçta 2 gol atabiliyor. Türk Spor Basını, sadece bir önceki sezona bakmayı seviyor. Guiza’nın 2005 yılına kadar ikinci ligde oynadığı, 23 yaşındayken Barcelona B’de oynadığını yazmaya niyeti olan pek yok. Ama o bitmiÅŸ Anelka, ÅŸu an İngiltere’de gol krallığına oynuyor. Sezon sonunda iki oyuncunun istatistiklerine baktığımızda, umuyorum ki Guiza farkı biraz kapatmış olsun. Umuyorum…

Kas 09 2008

4-1 Kere MaaÅŸallah!

Herkesin beklediÄŸi derbi maç bu akÅŸam oynandı, her zaman olduÄŸu gibi heyecan vericiydi. Her derbi haftası olduÄŸu gibi bu haftayı da istatistikler okuyarak geçirdik. “İlk golü atan kazanıyor.” yorumu ise son olarak kabul edilen görüş oldu ve pazar günü maç öncesi manÅŸetlerini oluÅŸturdu. Her sene aynı veya benzer baÅŸlıkları görmek sinir bozucu olsa da, derbi heyecanının hiç azalmaması milletimiz için güzel bir olay. Elbette burada toplum deÄŸerlendirmesi yapacak durumda veya konumda deÄŸilim, fakat açıkça gözüken bu.

Her neyse, Benfica’yı iyi futbol ile deplasmanda yenen bir Galatasaray ve karşısında daha moralsiz bir Fenerbahçe vardı. Alex oynayacak durumda deÄŸildi, Kewell ise sakatlıktan yeni çıkmıştı, yedekler arasındaydı. Sene başından beri istikrarsız bir görüntü sergileyen Galatasaray’ın erken golüne Fenerbahçe’nin cevabı gecikmedi. Maç sürdü, sürdü, sürdü. Skor tabelası 4-1′i gösteriyordu.  BitiÅŸ düdüğüyle tüm izleyenler bir “Oh!” çekti. Kazanan taraf da olsanız, kaybeden taraf da, derbilerin bitmesi rahatlatıcı bir olay. Stres bitiyor en azından.

1987 doÄŸumlu milli futbolcu Arda Turan sahada çok çirkin hareketler yaptı. Kendisinden 10-12 yaÅŸ büyük olan yardımcı hakemlere yaptığı el-kol hareketleri, kendisini toplamaya söyleyen futbolculara gösterdiÄŸi tepkiler, derbinin çirkin yüzüydü. Hırs, bir yere kadar hırstır ve belli bir çizgiyi aÅŸtığı zaman çirkinleÅŸiverir. Ancak suç Arda’nın deÄŸil elbette, yıllardır Galatasaray’ın ön planda olan oyuncularına baktığımızda tabloyu görebiliriz. Son 1996-1997 sezonunda geldiÄŸi Galatasaray’ın unutulmazları arasına giren Hagi, Erol Ersoy’un suratına tükürmüştü, taraftarlarına “Hırsızsınız siz!” diye bağırmıştı.  Hasan ÅžaÅŸ’ın saha içi tavırlarına, efsane kaptan Bülent Korkmaz’ın hareketlerine ayrıca deÄŸinmeye gerek yok. Hakemler ise ne yazık ki bu tavırları görmezden geliyor. Arda Turan’a kırmızı kartı göstereceksin ki, bir daha yapmasın. Aynı Hasan ÅžaÅŸ Galatasaray’ı defalarca ve milli takımımızı Gürcülere karşı oynarken yaktığından sonra hareketlerine çeki-düzen vermiÅŸti, ÅŸu anda çok daha aklı başında bir Hasan ÅžaÅŸ var Galatasaray’da.

Skibbe’nin yaktığı deÄŸiÅŸikliklerin Galatasaray’a bir faydası olmadı. Sakatlıktan yeni çıkan Kewell çok vasattı, sezon başından beri isktikrarsız olan Nonda ise neredeyse sahada hiç yoktu. Yine de bu deÄŸiÅŸikliklere tam olarak yanlış diyemeyiz. Sahada hakeme oynayan bir Ümit Karan ve isteksiz bir Milan Baros vardı ki, bu iki futbolcu ile devam edilmesi halinde sonuç pek farklı olmazdı.

Futbolcular bu galibiyeti Aragones’e altın bir tepside hediye etti. Aragones bu galibiyetle iyice morallendi, keza futbolcular için de aynısı geçerli. Gökhan Gönül artık tamamen kendisine geldi, sahanın flaÅŸ isimlerindendi. Selçuk Åžahin’i de tebrik etmemek elde deÄŸil. Fenerbahçe’nin 14 Milyon Euro harcadığı Daniel Guiza’nın 10 maçta attığı gol sayısına ulaÅŸtı Selçuk. Bu sezon ligde ilk kez ilk 11′de baÅŸlayan Deivid ise 2. golünü şık bir vuruÅŸla kaydetti. Sezon sonunda sözleÅŸmesi sona erecek olan bu futbolcuyla sözleÅŸme yenilenmeli… Neticede Fenerbahçe takımı hak ettiÄŸi bir galibiyet aldı. Fark daha fazla da açılabilirdi. Guiza bitirici olabilseydi örneÄŸin… Bu durumda Aragones’in haline şükretmesi ve futbolcularına “4-1 kere maaÅŸallah!” demesi gerekiyor bence…

Eki 16 2008

Kocaelispor-Fenerbahçe Maçı Öncesi

Milli maçlar nedeniyle bir hafta ara verilen Türkiye Süper Ligi, bu hafta kaldığı yerden devam ediyor. Lige verilen arada takımlar hazırlıklarını sürdürdü. Ve ligde zor günler geçiren iki takım için, 18 Ekim 2008, Cumartesi gününde oynanacak maç çok önemli.

Oynadığı altı maç sonunda yalnızca bir puanı bulunan Kocaelispor’a göz atacak olursak… Süper Ligin yeni ekipleri arasında yer alan Kocaelispor, transfer dönemine hızlı bir giriÅŸ yapmaya çalışmıştı. Süper Lig hasreti dinen taraftarlarına yıldız oyuncu hediye etmek isteyen yönetim, bu amaçla giriÅŸimlerde bulunmuÅŸ; hatta Edgar Davids gibi oyunculara teklif götürülmüş; ancak transfer gerçekleÅŸtirilememiÅŸti. Ayrıca Kocaelispor’un mali durumu pek iyi deÄŸildi. Yine de takım için gerekli transferler yapılmıştı. Yönetim 2007-2008 sezonunun son dört haftasında takımı çalıştıran ve “4′te 4″ yaparak takımı Süper Lig’e taşıyan Engin İpekoÄŸlu ile devam kararı almıştı. Ayrıca takım için bir nevi “Sırp” ekolü yaratılmaya çalışılmış, bu oyuncuların yanlarına da Murat HacıoÄŸlu, Bülent Bölükbaşı gibi Süper Lig için tecrübeli sayılabilecek oyuncular getirilmiÅŸti. Bir de Türk Futbol’unun hakkı yenen ve son yıllarda gözden düşen yıldızı Serhat Akın, Fenerbahçe’de tam 4,5 sezon boyunca sakatlıklarla boÄŸuÅŸan ve yedek kulübesine hapsolan Kemal Arslan, yine Fenerbahçe’den yönetim ile olan anlaÅŸmazlıkları sonucunda ayrılan Serdar Kulbilge bunlara eklenince ortaya adeta bir “güveç” çıkıverdi.

Takımın yıllanmış oyuncularından Serdar Topraktepe’nin Süper Lig için yetersiz ve yaÅŸlı oluÅŸu da hiç dikkate alınmadı, tecrübeli ve yıllanmış olması yeterliydi takıma girmesi için. Sırp transferler arasından ise en kayda deÄŸer olan isim Nenad Jestroviç. 1976 doÄŸumlu futbolcu, Belçika’nın en büyük takımı Anderlecht’te dört baÅŸarılı sezon geçirmiÅŸ, vadesi dolunca da BirleÅŸik Arap Emirlikleri’nin yolunu tutarak cebini doldurmuÅŸ ve soluÄŸu Kocaelispor’da almış. Kariyeri bitmek üzere olan, kariyeri biten ve kariyeri bitmeye yüz tutmuÅŸ futbolcular ülkesinin yalnızca bir üyesi O da. Tıpkı Fenerbahçe’den ayrıldığından beri doÄŸru düzgün futbol oynama imkanı bulamayan ve ancak Kocaelispor’a giden Serhat Akın gibi. Türkiye’de kulüp çalıştıran yönetimlerin, geçmiÅŸteki hataları hiç ama hiç dikkate almadığının basit birer kanıtı bunlar. Bülent Bölükbaşı, Serdar Topraktepe, Murat HacıoÄŸlu gibi oyuncularla dolan bir kadro, “asansör takım” olmaz da ne olur, söyleyin lütfen.

Her neyse, Kocaelispor’un toparlanması, oyuncuların birbirine kaynaÅŸması, sakatların düzelmesi ve takıma adapte olmaları için zamana ihtiyaçları var demek isterdim. Bunu söylemek çok zor. Zira Süper Lig belirli bir kesim tarafından ne kadar hafife alınırsa alınsın, düşünüldüğü kadar kolay bir lig deÄŸil. Kocaelispor yönetimi de -belki de- bu düşüncelerle yola çıkarak Türkiye Kupası’nda Manisaspor’a karşı alınan 4-1′lik yenilginin ardından Engin İpekoÄŸlu ile yollarını ayırıp, Türk Futbolu’nun hiç alçalmayan deÄŸeri Yılmaz Vural’ı göreve getirdi. Yılmaz Vural üç büyüklere karşı olan hırsı, bir gün üç takımdan birisini yönetme isteÄŸi ve küme düşme tehlikesi yaÅŸayan takımların kurtarmasıyla meÅŸhur bir teknik adam. Lige verilen arayı iyi kullandıysa, oyuncularını iyi hazırladıysa, bu Cumartesi günü Fenerbahçe’den puan ya da puanlar almaları hiç sürpriz olmaz.

Fenerbahçe takımının ÅŸu zamana kadarki haliyle puan kaybetmesi de hiç sürpriz olmaz tabii ki. Sakat oyuncuların iyileÅŸmesi, eski formlarına kavuÅŸmaları zaman olacak fakat Fenerbahçe’nin sabredecek vakti yok. Zira Kocaelispor maçının ardından Şükrü SaraçoÄŸlu’nda oynanacak çok zor bir Arsenal maçı var. Aragones ve öğrencilerinin iÅŸleri hiç de kolay deÄŸil…

Eki 09 2008

Fenerbahçe’nin Sorunu

Yeni sezonun baÅŸlamasıyla birlikte Fenerbahçe’de sorunlar bitmek bilmiyor. GeçtiÄŸimiz yıl attığı kritik gollerle takımına hayat veren Deivid de Souza’nın uzun süren sakatlığı, istikrarsız UÄŸur Boral ile deÄŸiÅŸmeli oynayan ve kimi zaman takımına faydası dokunan Vederson’un yokluÄŸu, 2003-2004 sezonundan beri Fenerbahçe’de çok kilit bir rol oynayan Marco Aurelio’nun takımdan ayrılması, sezon başından beri Edu-Lugano ikilisinin sakatlık ve cezalardan dolayı bir türlü bir arada oynayamaması… Sorunları satırlarla uzatabiliriz. Aziz Yıldırım’ın yıllardır takıma kazandırmaya çalıştığı “yabancı futbolcu” ekolünü eleÅŸtirebiliriz örneÄŸin. Bu ekol, takımda çok fazla yabancı oyuncu oynaması deÄŸil. Fenerbahçe tarihinin en baÅŸarısız sezonlarından olan 1999-2000 sezonu ve öncelerinde, yabancı oyuncu tercihleri Afrikalı oyunculardan yana kullanılıyordu. Genk’ten gelen Oulare veya Gaziantepspor’dan gelen Yaw Preko gibi oyuncular Fenerbahçe’de baÅŸarılı olamadı. Ardından yeni arayışlara giren yönetim, 2000-2001 sezonunda önemli transferler yaptı. Bu sefer takımın yabancı tercihleri Sırp, Yugoslav ve Hırvat oyunculardan yana kullanılmıştı. Yapılan transferlerin çoÄŸu tuttu, hatta ilk sezonda baÅŸarı geldi. Gelecek sezon kadro korunmasına raÄŸmen baÅŸarı saÄŸlanamadı. 2003-2004′te Aurelio’nun geliÅŸiyle baÅŸlayan “Brezilya” süreci ise 2004-2005 sezonunda Alex, 2006-2007′de Deivid, Edu, (Ayrıca Güney Amerikalı olduÄŸu için Brezilyalı futbolcularla lisan problemi yaÅŸamayan Lugano.) 2007-2008′de ise Vederson ve Roberto Carlos ile devam etti. Elbette baÅŸlarında bulunan “Beyaz Pele” Zico’yu unutmamak lazım. Zico’nun geliÅŸiyle ilk sezonda ÅŸampiyonluk; ikinci sezonda ise Åžampiyonlar Ligi’nde çeyrek final baÅŸarısı yakalanırken takımdaki futbolcular arasındaki uyum göz dolduruyordu.

Ne var ki, Aziz Yıldırım ve yönetimi geçtiÄŸimiz sezon takımın ÅŸampiyon olamaması sebebiyle Zico ile yolları ayırma kararı aldı. Futbolcular ve Zico arasındaki o müthiÅŸ uyum artık asla saÄŸlanamayacaktı. Zico yerine getirilen hoca ise, 70 yaşına gelmiÅŸ, EURO 2008 ÅŸampiyonluÄŸu haricinde kariyerinde yalnızca birkaç kupa bulunan, İspanya’daki kulüp kariyerinde daha çok takımların kümede kalmasına yardımcı olmasıyla bilinen Aragones getirildi. Aragones 70 yaşında iken Avrupa’nın en önemli kupasını kazanmış, bir anlamda ikinci baharını yaşıyor; diÄŸer yandan ise yaşı ve yeni kazandığı zaferi sebebiyle “doygun” bir görüntü sergiliyordu. Nitekim öyle de oldu. Fenerbahçe takımındaki futbolculardaki kazanma hırsını, sene başından beri çıkılan hiçbir maçta göremedik. (MTK ve Partizan maçlarını hariç tutuyorum, zira o maçların seviyesi Türkiye Ligi’ndeki Fenerbahçe maçlarından bile düşüktü neredeyse.) İlk altı haftada alınan dört maÄŸlubiyet ve iki galibiyet ile Fenerbahçe sıradan bir Süper Lig ekibi haline geldi. Deplasman takıntısını hala daha üzerlerinden atamamaları bir yana, kendi sahalarındaki maçlarda bile sergiledikleri futbol bütün taraftarları çileden çıkarttı.

Kaldığımız yere dönecek olursak, 2008-2009 sezonunda Fenerbahçe yönetimi yapılmaması gereken birÅŸey yaptı. Uyum içindeki Brezilyalılar dağıldı. Yabancı tercihleri ise teknik direktör Aragones’in isteÄŸi doÄŸrultusunda İspanya’dan yana kullanıldı. Guiza, 28 yaşında ve kariyerindeki neredeyse tamamen as olarak oynadığı ilk yılını baÅŸarılı bir ÅŸekilde geride bırakmış, üstelik İspanya gibi Dünya’nın en zor ligleri arasında gösterilen bir ligde gol kralı olmuÅŸtu. Hiç de yabana atılır bir baÅŸarı deÄŸildi bu, ayrıca EURO 2008′de de efsanevi oyuncu Raul yerine milli formayı giymiÅŸ ve iki de gol atmıştı. Aragones’in tercih ettiÄŸi ikinci oyuncu ise ilginçti. 1975 doÄŸumlu, takımı Villarreal ile geçirdiÄŸi son 6 sezonda sadece 152 lig maçında forma giymiÅŸ olan Josico getirildi. Josico geçen sezonu sakatlıklarla boÄŸuÅŸarak geçirmiÅŸ ve yalnız 15 maçta oynayabilmiÅŸti. Transfer edildiÄŸi mevkiide daha önce Aurelio gibi Fenerbahçe’nin son 5 sezonundaki baÅŸarılarında büyük pay sahibi olan, Appiah gibi Juventus’ta iyi iÅŸler yaptıktan sonra kariyerinin zirvesinde Fenerbahçe’ye gelen ve ilk sezonunda çok iyi oynayan oyuncular vardı. Josico’yu ise adını andığımız iki futbolcuyla kıyaslamamıza imkan yok ne yazık ki.

Takıma katılan üç İspanyol’un ÅŸu ana kadarki katkıları ortada. Guiza, Åžampiyonlar Ligi ve lig maçlarında toplam 2 gol atabildi; Aragones takımı başında çıktığı toplam 12 resmi karşılaÅŸmada 5 galibiyet, 2 beraberlik ve 5 yenilgi aldı; Josico ise geldiÄŸinden beri yalnızca birkaç maçta forma ÅŸansı buldu, ÅŸimdi de sakatlığıyla boÄŸuÅŸuyor. Fenerbahçe’nin bu sezonki temel sorunları arasında neredeyse mükemmel iÅŸliyor diyebileceÄŸimiz bir dengeyi bozmak yer alıyor. İspanyol ekolü mü? Del Bosque’yi ne çabuk unuttuk?.. Fenerbahçe’nin bir an önce hataların üstesinden gelmesi gerekiyor…

SportsTop Blogs