Mar 15 2009

Trabzonspor - Galatasaray

Haftanın beklenen maçı, içkiler çerezler hazırlanmış maç saati bekleniyor evlerde. Maçın baÅŸlamasıyla beraber oldukça zevkli bir mücadeleye tanık oluyoruz. Hakkında bol bol yazmak istediÄŸim bir oyuncu, Alanzinho çıkıyor sahneye ve artık takıma uyum saÄŸlamaya baÅŸladığının sinyalini veriyor. Hakikaten ÅŸahane bir maç çıkardı kendisi, umarım daha da iyi alışıp büyük iÅŸler yapar Trabzon’da. Daha sonra yine Alanzinho’ya yapılan faulün es geçildiÄŸi pozisyonun devamında Arda’nın harika pasını Baros aÄŸlara gönderiyor ve durum 1-1. İlk yarının sonunda oldukça heyecanlı ve zevkli bir karşılaÅŸma izlediÄŸimizi düşünerek ikinci yarıyı beklemekteyiz.

İkinci yarının baÅŸlamasıyla beraber, garip bir gerginlik var taraftarlarda, bizim salon da geriliyor ilginç bir ÅŸekilde. O maç izleme isteÄŸi, yerini insanı kasan bir strese bırakıyor. Oyun sertleÅŸmiÅŸ, hakem oyun üzerindeki hakimiyetini saÄŸlamaya çalışıyor fakat özellikle Trabzonlu oyuncular çığrından çıkmak üzere. Her pozisyonda itiraz eden Gökhan Ünal hakemleri baskı altına almaya çalışıyor. Galatasaraylı taraftarlar ister istemez Hamburg maçını düşünmeye baÅŸladı, nasıl olsa bu maçın telafisi olur düşüncesi geçiyor içlerinden. Daha sonra Baros’un azmi ve Arda’nın fırsatçılığı ile Galatasaray bir gol daha buluyor ve bu dakikadan itibaren Lig Tv’den gelen Galatasaray tezahüratlarını baskın ÅŸekilde duyuyoruz. Arda Turan; bu yaÅŸta bu tecrübeleri yaÅŸayabilmiÅŸ bir futbolcu olarak takdir edilmesi gerekiyor. YeÅŸil sahalarda şımarık davrandığı, gece hayatını abarttığı iddia edilen dönemler oldu, medyamızın kötü niyetli adamları yıpratma çalışmalarında baÅŸarılı son yıllarda. Fakat o, tüm bunlara cevabını hep sahada vermeyi baÅŸardı, gerek rakipleri ve hakemler ile diyalogları, gerekse takındığı örnek tavırlarıyla iyi bir futbolcu olduÄŸunu kanıtladı. Umarım onu daha fazla harcamaya çalışmazlar.

Galatasaray’ın golünden sonra kaybolan otorite ve daha da gerilen atmosfer eÅŸliÄŸinde oyun gittikçe sertleÅŸmeye devam etti. Futbolun güzellikleri, yerini stresle izlediÄŸimiz amansız bir mücadeleye bıraktı. Ve son 10 dakikaya girdiÄŸimizde yine Alanzinho’nun harika asisti ile Colman De Sanctis’i bir kez daha üzdü. Bu maçta De Sanctis gerçekten çok iyi iÅŸ çıkardı, 2 golde de yapabileceÄŸi hiç bir ÅŸey yoktu ve yine haksız bir biçimde boynu bükük ayrıldı sahadan.

İki takım da galibiyeti hak etti diyebiliriz, fakat sonuç olarak iki takım da birbirini vurmuÅŸ oldu; zirvedeki rakiplerinin iÅŸine yarayacak bir skor ortaya çıktı. Ersun Yanal’ın tercihleri çok yerinde iken Bülent Korkmaz’ın deÄŸiÅŸikliklerini talihsiz buldum diyebilirim, özellikle artık bitmiÅŸ olan Ümit Karan dururken, sırf ortamı geriyor diye Baros’u oyundan çıkarması, onun yerine giren Yaser’in kırmızı kart görmesi ve bu genç oyuncunun da bu senelik sona ermesi çok kötü oldu. Milan Baros zaten cezalı duruma düşmüş, kırmızı kart görüp çıksa ne farkeder diyebiliyoruz, maç bitip olan olduktan sonra tabii.  Yine de sahada diri bir adam kalmış olacaktı iki adım koÅŸamayan Ümit’in yerine. Ama sonuç olarak hem Baros hem de Yaser’i kaybetti Galatasaray, Arda da oyundan çıkmak zorunda kalınca, ileride top yapabilecek kimse kalmadı ve Galatasaray yarı sahasına gömülmeye mahkum oldu. Üstelik son dakikalarda hala maçı kazanabilme ÅŸansı var iken Serkan KurtuluÅŸ gibi tecrübesiz bir defans oyuncusunu oyuna sokması ile maçın sonucunu tayin etti. Lincoln’ü oynatmaması konusuna hiç girmek istemiyorum, ama zaten maçın sonucu beklediÄŸim gibi olduÄŸu için de Bülent’e baÅŸarısız demem yerinde olmaz.

Bu maçın yıldızları ise Alanzinho ve Arda. İkisi de birer gol ve asist ile oynadılar, maç boyu seyirciye zevk verdiler. Her ÅŸeye raÄŸmen güzel bir Pazar akÅŸamı yaÅŸattıkları için tebrik etmek gerekiyor iki takımı da. Rengarenk Trabzon seyircisini ve Avni Aker’de kendini gösteren Galatasaraylı taraftarları da kutluyorum.

Åžub 19 2009

Futblog.Org Yeniden Yapılanıyor

Uzun sayılacak bir süredir, bazı sorunlar nedeniyle, maalesef yayınımızı aksatmış bulunmaktayız. Öncelikle bu aksaklık için ziyaretçilerimizden özür dileriz. Kaldığımız yerden devam etmek adına, bir yeniden yapılandırma sürecine girmeye karar verdik ve bunun ilk aşaması da yeni ve aktif yazarları kadromuza katmak olacak. Kadromuzu kaliteli ve istekli yazarlarla güçlendirip başarılı başlangıcımızı devam ettirmek niyetindeyiz.

Eğer siz de Futblog.Org sitesinde yer almak istiyorsanız, bir adet yazınızı iletisim@futblog.org adresine gönderin ve değerlendirmeden geçtikten sonra aramıza katılın. Her türlü soru ve sorununuz için yine aynı mail adresini kullanabilirsiniz.

Ara 31 2008

Yeni Yılınız Kutlu Olsun!

Yeni yılda bol futbol zevki ve mutluluklar dileÄŸi ile…

Ara 30 2008

Gerrard’ın başı belada

Dün gece Merseyside bölgesinin Southport kasabasındaki bir bara, Newcastle’ı 5-1 maÄŸlup ettikleri maçı arkadaÅŸlarıyla kutlamaya giden Steven Gerrard, çıkan kavga sonucu tutuklanan 6 kiÅŸiden biri. Bugün kefaletle serbest bırakılmış. Hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istemi var deniliyor. Kavgadan sonra ortada hastanelik olan 34 yaşında bir adam, kan izleriyle ve cam kırıklarıyla dolu bir mekan var.

Federasyon ise açıklamasında, ÅŸimdilik Gerrard’ın futbol kariyeriyle ilgili olumsuz bir durum oluÅŸmadığını, fakat soruÅŸturma sonucunda suçlu bulunması halinde bu konunun tekrar gözden geçirileceÄŸini belirtti. Liverpool taraftarı ise kaptanına sahip çıkıyor ve ortada yeterli kanıt olmadan futbolcunun yıpratılmaya çalışıldığını düşünüyor. DoÄŸrusu, Gerrard’ın suçluluÄŸunu kanıtlayacak pek bir ÅŸey yok denebilir, fakat çok düşük bir ihtimal olsa da, ortada dolaÅŸan videolar ve sürpriz tanıklar iÅŸin gidiÅŸatını deÄŸiÅŸtirebilir.

Ara 22 2008

Alışmış, kudurmuştan beterdir!

Bugün izlediğimiz Galatasaray - Beşiktaş karşılaşması, kaliteli oyuncuların sahne aldığı, yüksek tempolu ve zevkli bir mücadeleye sahne oldu. Futbolun doğası gereği öne çıkan sporcular, gerek oyun içi gerek oyun dışı hareketleriyle bize güzel anlar yaşattılar. Öte yandan sporculardan başka öne çıkmayı arzulayan kişiler de vardı her zamanki gibi, çıkar ilişkilerini gözeten bazı kişiler yine sporun üzerini gölgelemeye kararlıydı. Çoğu derbi gibi iki tarafı memnun etmek neredeyse imkansız idi.

Maçın her anında gördüğümüz ÅŸey, futbolcuların birbirine gösterdiÄŸi karşılıklı saygı, sportmenlik ve anlayışlılık idi. Gerek maç öncesi, gerekse sonrası; oyuncuların birbirine sarılması, gülüşmeleri, birbirlerini anlayışla karşılamaları çok güzel görüntüler idi. Hakem Cüneyt Çakır’a gelecek olursak; sahaya “derbi yönetmek” amacıyla çıktığı belli oluyor. Kartlarını kullandığı pek çok pozisyonda, toleranslı davranma niyetinin olduÄŸunu fakat oyuncunun itirazı üzerine kartlarına baÅŸvurduÄŸunu görüyoruz. Tartışılacak pozisyonlar elbette ki var, fakat hakemde bir art niyet aramak söz konusu olamaz kanımca.

Benim takıldığım iki pozisyon var, biri Servet ile Holosko’nun mücadelesinde çaldığı faul, diÄŸeri ise Delgado’nun kırmızı kartı. Delgado’ya gerçekten yazık olduÄŸunu düşünüyorum. Bu kadar yetenekli ve kiÅŸilikli bir futbolcu, taraftarının gözünde düştüğü durumu hak etmiyor bence. Bazı maçlarda yıldızlaşıp takımını sırtlasa da, bazı maçlarda yaÅŸadığı ÅŸanssızlıklar sonucu taraftarın gözündeki deÄŸerini kaybetmiÅŸ görünüyor. Bugün de bir anlık hırsın kurbanı oldu denebilir. Hakem, Delgado’nun hareketlerini doÄŸru mu anladı yanlış mı anladı bilemeyiz, sonuçta her iki durumda da hakemin kart kararlarına yapılan bir itiraz söz konusu. “Bana kart gösterdin, ona göstermiyorsun” demek de bir kart isteme ÅŸekli aslında. Sırf hareketinden dolayı ikinci sarısını görmüş ve atılmış olabilir, hakemin takdiri tabii ama bunun maçın kaderini deÄŸiÅŸtirebileceÄŸini düşünmedim hiç. Zira oyunun gidiÅŸatı ibrenin Galatasaray’dan yana olduÄŸunu gösteriyordu dersek yanılmayız.

Gelelim asıl konumuza; Yıldırım Demirören ve saz arkadaşlarından bahsetmek istiyorum biraz. Yıllardır her yolu deneyen, ama yine de başarıya ulaşamayan birisi Demirören. Bugün geldiği noktada ise, ezeli rakiplerinin taraftarı tarafından dahi alaya alınarak istifaya davet edildiğini görüyoruz. Peki bu kişi suçu hiç kendinde aramamış mıdır? Bunu bilemeyiz. Fakat bu hırslı başkanımızın en büyük hatası, taraftarının büyük çoğunluğu tarafından desteklenmeyen açıklamalarda bulunarak, sanki tüm Beşiktaş camiasının görüşü öyleymiş gibi lanse etmesidir. Bu durumdan utanç duyan Beşiktaşlı arkadaşlarımız olduğunu biliyorum. Başkanın ise bu durumu alışkanlık haline getirmesi gerçekten rezalet bir olaydır.

Başarısız olduğunda veya istenmedik bir şey olduğunda suçu başka nedenlere atmanın psikoloji biliminde adı konmuştur. Bizim insanımız bunu pek çok zaman yapar. Ancak bazı şeyler kabak tadı vermeye başladı. Daha hatayı kendinde aramadan, başarısızlığın nedeninin tamamen bambaşka olaylardan ibaret olduğunu iddia etmek bazı kişilerde alışkanlık yapmış. Başlarda kendileri de inansa da, bugün bunun samimiyetsizce bir yaklaşım olduğunun farkına varmış olmalılar. Aklı başında ve gelişmeye yatkın olan her insan, önce hatayı kendinde arar. Başarısızlığın gerçek nedenini bulana kadar başarısız olmaya mahkumsundur. Her mağlubiyetten sonra yapılan duygu sömürüleri, ortaya atılan komplo teorileri artık eskisi kadar prim yapmıyor maalesef. Beşiktaş taraftarı da artık bilinçlendi ve önündekini görebiliyor. Ortada başarısız ve karışık bir takım, yanlış üstüne yanlış yapan bir yönetim var. Taraftar bile kendini eleştirebilmeyi öğrenmişken, yönetim konusunda becerikli insanlar nasıl geri kalmış anlamak çok güç.

Åžimdiki BeÅŸiktaÅŸ yönetimi, bu durumu öylesine benimsemiÅŸ olacak ki, Demirören çıkıp, saha içinde açık seçik hakemi tehdit eden kiÅŸiler için, “Az bile yapmışlar” diyebiliyor. Bu, rezaletin had safhasıdır. Böyle bir yaklaşımla geliÅŸebilmek, seviye atlayabilmek imkansız. Bugün, benim de BeÅŸiktaÅŸ yönetiminin istifasını beklemeye baÅŸladığım gündür. Gerek Türk futbolunun kara lekelerinden kurtulması, gerekse takımımın karşısında eski ezeli rakiplerinden birini başı dik görebilmek için bunu arzuluyorum.

Ara 11 2008

Şampiyonlar Ligi - Grup Maçları Sonrası Analiz

Åžampiyonlar LigiBu sezon, Åžampiyonlar Ligi grup aÅŸamasında sürpriz sonuçlar alınmış olsa da, yola devam edenler ve UEFA Kupası’na gidenler olarak ayırırsak, pek ÅŸaşırtıcı bir tabloya rastladığımızı söyleyemeyiz. Çok heyecanlı karşılaÅŸmalara sahne olan maçlar sonucunda öne çıkan takımları ve sıralamalarda sürprizler olduÄŸunu görmek ise mümkün.

A grubunda Roma ve Chelsea gruptan çıkarken, Bordeaux’nun da UEFA Kupası’na kalacağı ilk günden tahmin edilebilirdi herhalde. B grubunda ise karşımıza bir Anorthosis vakası çıkıyor. Grubu lider olarak tamamlayan Panathinaikos’u evinde 3-1 ile geçen Anorthosis, eline geçen fırsatları deÄŸerlendiremeyip 3 beraberlik daha alınca sonuncu olarak Avrupa kupalarına veda etti. Panathinaikos’un ise Inter’i geçip lider olarak çıkması büyük sürpriz olarak nitelendirilebilir. Zira pek iç açıcı bir futbol sergilemeyen Werder Bremen’in, baÅŸlarda gruptan çıkacağı tahmin edilirken, onlar UEFA biletini son maçta Inter’i maÄŸlup ederek alabildi.

C grubunda da Barcelona ve Sporting Lizbon gruptan çıkarken, Shaktar Donetsk UEFA’ya kaldı. Yine ÅŸaşırtıcı bir durum yok diyebiliriz. Grup maçlarının belki de en zevkli maçlarına sahip olan D grubu da pek bir sürprize sahne olmadı; Liverpool ve Atletico Madrid üst tura çıktı, Erik Gerets’li Marsilya UEFA’ya gitti. Bu grupta özellikle Liverpool - Atletico maçları enfes idi fakat hakemler -haklı olarak- çokça tartışıldı ve futbolun önüne geçen bazı etkenler bu zevke gölge düşürdü.

E grubunda Machester United ve Villareal yine tahmin edildiÄŸi gibi bir üst tur biletini kaptı. Fakat burada Celtic’in veda etmesi bir sürpriz olarak nitelendirilebilir. Oynadığı garip futbol ve 9 gollü Villareal maçı ile dikkat çeken Aalborg, UEFA Kupası’na gitme yolundaki rakibi Celtic’le karşılaÅŸtığı iki maçtan 4 puan almayı baÅŸardı, ve Celtic’i resmen Avrupa kupalarının dışına itti.

F grubu da ilginç mücadelelere sahip, ilk iki maçında zevksiz ve uyutucu bir futbol sergileyen Steaua BükreÅŸ, üçüncü maçında evinde Lyon’a 5-3 maÄŸlup olurken son çırpınışlarını yaşıyordu sanki. Son maçta da Fiorentina’ya evinde 1-0′la boyun eÄŸip rakibini UEFA’ya gönderdi.

G grubunda bir hayal kırıklığı, bir de geri dönüş çabası gördük. GeçtiÄŸimiz sene Åžampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan Fenerbahçe, bu sezon tek bir galibiyet alamadan grubu sonuncu olarak tamamladı. GeçtiÄŸimiz senelerde futbol spikerlerimiz tarafından Åžampiyonlar Ligi’nin gediklisi olarak lanse edilen Dynamo Kiev ise ortaya koyduÄŸu etkileyici futbol ile kendini gösterdi, fakat diÄŸer iki rakibini geçmeye gücü yetmedi. Porto grubu lider olarak tamamladı, Arsenal tam da en önemli zamanlarına denk gelen iç karışıklıklarıyla uÄŸraşırken gruptan çıkmakta zorlanmadı.

H grubunda yine beklenilen bir tablo oluÅŸtu. Özellikle Juventus - Real Madrid karşılaÅŸmalarında büyük usta Del Piero’nun gösterisine tanık olmak çok zevkliydi. GeçtiÄŸimiz sezonun parlak ekiplerinden olan fakat bu sezon aynı parlaklığa eriÅŸemeyen Zenit’e yine UEFA Kupası yolları gözüktü.

Bu sezon, grup maçları eÄŸlenceli geçti diyebiliriz. İlk maçlarda Avrupa’ya kendini tanıtan CFR Cluj, BATE Borisov ve Anorthosis’in mücadeleleri de gruplarda ayrı bir heyecan kaynağı oldu fakat tecrübesizlikten olsa gerek, bu performanslarının sonunu getiremediler.

İstatistiklere gelecek olursak; 6 maçta 5 gol atan 4 futbolcu ÅŸimdilik liderliÄŸi paylaÅŸmaktalar. Bunlar; Miroslav Klose (B. Münih), Lionel Messi (Barcelona), Steven Gerrard (Liverpool) ve Karim Benzema (O. Lyon). Asistlerde Frank Ribery (B. Münih) 5 asist ile lider durumda. Aalborg’dan Anders Due 4 asist ile dikkat çekerken Frank Lampard (Chelsea) ile ikinciliÄŸi paylaşıyor. Werder Bremen’den Frings 5 maçında da sarı kart görerek bir disiplinsizlik örneÄŸi olmuÅŸ.

Barcelona, ortalama 62% topa sahip olma yüzdesi ile diÄŸer tüm ekiplere fark atmış durumda. Rakibini boÄŸan takım terimi tam onlara layık bir sıfat olur herhalde. Yine aynı takım, 54 kaleyi bulan ÅŸut ile bu alanda da üstünlüğünü göstermiÅŸ. 62 faul ile grup maçlarının en nazik takımı Marsilya olmuÅŸ, Gerets’in beyefendiliÄŸinden ders almış gibi görünüyorlar. Öte yandan Shaktar 119 faulle kasap takım lakabına uygun görülebilir. PSV’li futbolculara kimse faul yapmaya gerek görmemiÅŸ anlaşılan, 53 kez çalınmış düdük. Bayern’li futbolcular ise pek tutulamamış olsa gerek; tam 121 kez serbest vuruÅŸ kullanmışlar. Dick Advocaat’ın oyuncularına biraz ofsayt çalıştırması yapması lazım herhalde, 30 kez ofsayta düşen takım bu alanda lider durumda. İşin ÅŸakası bir yana, bu sayının üçte birinin Pogrebnyak’a ait olduÄŸunu düşünürsek, durum biraz normal bir hal alıyor. Bahis sitelerinden skorları takip ederken hemen her maçta gol hanesinde ismini gördüğümüz bu oyuncu, o kadar çok pozisyona giriyor ki bu sayılar gayet olaÄŸan hale geliyor.

Bunlar da grup maçlarının ilginç istatistikleriydi, umarım her maçını zevkle izleyeceğimiz bir kupa olur.

Ara 07 2008

Lincoln Faktörü

Galatasaray’da geçtiÄŸimiz sezonun en çok eleÅŸtirilen isimlerinden biri olan Cassio Lincoln, bu sezon çok daha iyi bir performans sergiliyor. İstatistiklere bakacak olursak, Galatasaray’ın bu sezon gol atamadığı 4 resmi karşılaÅŸmanın 2’sinde Lincoln yer almamış. Her takımın bir beyne sahip olması gerektiÄŸi su götürmez bir gerçek. Galatasaraylı taraftarların yıllarca dile getirdiÄŸi 10 numara ihtiyacını, Lincoln gidermiÅŸ gibi görünüyor. Bugün Galatasaray’ın deplasmanda aldığı 3-0′lık Ankaragücü galibiyetinde 3 golde de Lincoln’ün asistinin olması bunun canlı bir örneÄŸi.

GeçtiÄŸimiz hafta Hacettepe evinde 9 kiÅŸi kaldığı maçta Galatasaray’a 3-1 ile boyun eÄŸmiÅŸ, Lincoln maç sonuna doÄŸru boÅŸ alanda yaptığı top sektirme hareketiyle bazı futbol otoriteleri tarafından eleÅŸtiri yaÄŸmuruna tutulmuÅŸtu. Halbuki futbolun aslında bir ÅŸov olduÄŸu unutulmamalı. Bu ÅŸovu daha da güzelleÅŸtiren hareketleri yapmak ne zamandan beri ayıp oldu? Lincoln bu sezon oldukça baÅŸarılı bir futbol sergiliyor, sırf artistik hareketler için çıkmıyor sahaya. Yüksek tekniÄŸe sahip sayılı oyunculardan da bir kaç güzel hareket göremezsek ligimiz Norveç liglerine döner herhalde. Birinin sahaya çıkıp top sektirmesi veya topuk pası verebilmesi için illa Cristiano Ronaldo veya Messi olması lazım deÄŸil.

Lincoln haklı olarak bu sezon taraftarın sevgilisi olmayı baÅŸardı, ancak en ufak pas hatasında kahvelerden pencereme kadar ulaÅŸan küfürler, futbolun nankör bir spor olduÄŸunu kanıtlar gibi. Yine de ben Lincoln’ün, maçlarda laubaliliÄŸe kaçan hareketlerden mümkün olduÄŸunca sakındığını ve gereken ciddiyeti gösterdiÄŸini görüyorum. Sanırım böyle bir futbolcuya sahip olduÄŸumuz için ÅŸanslıyız. Bu performansını bozmadan, sakatlanmadan, baÅŸarılarına devam etmesini umuyorum.

Ara 04 2008

Yine Fethettik Berlin’i

Hertha Berlin, az sevindirmemiÅŸtir Galatasaray taraftarını. Yine deplasmanda ev sahipliÄŸi yapan Galatasaray, yine çıkışta olan bir Hertha, ve aynı sonuç.”Görüşmek üzre” tezahüratı da güzel bir ironiydi gerçekten.

Arda başta olmak üzere çoğu Galatasaraylı futbolcunun yüzünde çok büyük bir ciddiyet göremesek de, Barış, Mehmet Topal, Servet ve De Sanctis canla başla oynadı diyebiliriz. Öte yandan Baros haricinde tüm takım çok iyi performans gösterdi. Baros da penaltı vuruşuyla gol görevini yerinde getirdi.

Eller kollar tüm maç boyu aktifti, tartışılabilir çok pozisyon var. Yüksek kart istatistiğine sahip denebilecek hakem ise, özellikle ilk yarıda ve ikinci yarının başında pek çok sarı kartlık harekete tolerans gösterdi ancak yine de 9 adet sarı kart göstermek zorunda kaldı. Herhalde çok kart göstermiş olması kendisinden değil kaderinden kaynaklanıyor. Bu maçta 4 kez penaltı noktasını gösterse sanırım kimsenin diyecek bir şeyi olmazdı.

Galatasaray, iniÅŸli çıkışlı grafiÄŸinde bu maçı çıkış noktalarından birine yerleÅŸtirdiÄŸi için mutluyum. Özellikle takımın bulduÄŸu isabetli ÅŸutlardan memnun oldum. Öte yandan Olympiakos’u evinde 1-0 maÄŸlup eden Metalist, hakikaten tebrik edilmesi gereken, çok garip bir takım. Lucescu bu takımın, Ukrayna’nın en zengin 3 kiÅŸisinden birinin idaresinde olduÄŸunu ve takımda çok deÄŸerli futbolcuların yer aldığını söylemiÅŸti. Luce’yi dinlemekte yarar varmış. Grup tahminlerime bakarsak; hayal kırıklığı yaratan Benfica’nın yerini Metalist’le deÄŸiÅŸtirmeliyiz sanırım.

Kas 24 2008

Gallas’ın çenesi, kaptanlığına mal oldu

William Gallas, geçtiÄŸimiz hafta takım arkadaÅŸlarını suçlayıcı bir kaç cümle sarfetmiÅŸti. Yeterli mücadeleden yoksun bir takım olduklarını ima ederek Premier Lig ÅŸampiyonluÄŸuna karamsar baktığını söylemiÅŸti. Bunun üzerine yönetimden para cezası alan Gallas’ın takım kaptanlığı da, Arsene Wenger tarafından alınıp Cesc Fabregas’a verildi. Arsenal’ın yeni kaptanı Fabregas oldu. Sezon ortasında yapılan bu deÄŸiÅŸikliÄŸin zaten karışık durumda olan Arsenal’ı nasıl etkileyeceÄŸi bilinmese de, Fabregas’ın önümüzdeki yıllarda Arsenal ismi ile özdeÅŸleÅŸeceÄŸini görebiliyoruz. 21 yaşındaki futbolcunun kaptanlığı bu derece erken elde etmesi ve 31 yaşındaki Gallas’ın sözlerine bir hafta içinde verilen iki sert cevap İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Umarız Arsenal bu kötü günleri atlatıp yıllardır takım olabilmek için verdiÄŸi çabaların karşılığını alır. Genç yıldız Fabregas’ ı kaptanlık pazubandıyla izlemek daha zevkli olacaÄŸa benziyor.

Kas 23 2008

Devlere geçiş yok

Premier Lig’de ilginç bir cumartesi günü oldu. Aynı günde dört devin puan kaybetmesi pek alışıldık ÅŸey sayılmaz. Chelsea, Liverpool, Manchester United ve Arsenal’dan bahsediyoruz. DiÄŸer üç ekip rakipleriyle golsüz berabere kalırken, Arsenal ise Manchester City’e deplasmanda 3-0 gibi net bir skorla maÄŸlup oldu.

Bugün, Premier Lig herhalde en çok bahis ÅŸirketlerinin yüzünü güldürmüş olmalı, zira hemen hemen tüm karşılaÅŸmalarda beklenmedik sonuçlar çıktı ortaya. Bolton, deplasmanda Middlesbrough’yu 3-1 ile geçerken, Porstmouth evinde Hull City ile 2-2 berabere kaldı. Stoke ise evinde West Bromwich’i 1-0 ile geçerek 17 puana ulaÅŸtı.

Premier Lig bu sezon ÅŸahane diyebiliriz. Chelsea Liverpool ikilisi 14. maçlarını geride bırakırken önde gözüküyor, 3. Manchester United ile sonuncu West Bromwich arasında sadece 14 puan fark var. Sıralamadaki puan aralıklarının çok dar olması ligdeki mücadelenin de en üst düzeyde olduÄŸunu gösteriyor. Alınacak bir galibiyet ile kağıt üzerinde 6 takımı geride bırakabilmekten bahsediyoruz. Er ya da geç bu denge bozulacak olsa da, bu müthiÅŸ tablo her maçı zevkli kılıyor. Uçurumların yok olduÄŸu günümüz futbolunun da en büyük keyfi bu olsa gerek. Premier Lig ekiplerini takdir ediyorum ve bu mücadelenin sonunda dek sürmesini umuyorum. Unutmadan, aynı gün Ankaralı rakipleriyle deplasmanda golsüz berabere kalan Galatasaray ve Fenerbahçe’yi de bu trende uyum saÄŸladıkları için tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.

Kas 09 2008

Cahil Cesareti

Bu akÅŸam öfkeli bir taraftar ile Skibbe’nin pek çok ortak yönünün olduÄŸunu farkettim. İkinci yarıya baÅŸlarken “Benfica maçını kazandık, kazanan kadro bozulmaz mantığıyla çıktık sahaya, fakat ÅŸanssız bir ÅŸekilde ilk yarıyı maÄŸlup kapadık. Umarım Kewell ve Nonda ikinci yarı oyuna girer” dedim. Beni duymuÅŸ olacak; ikinci yarıya Kewell ve Nonda deÄŸiÅŸiklikleriyle baÅŸladı. Gol pozisyonuna girememekle beraber, Fenerbahçe’nin Arsenal karşısında sergilediÄŸi etkili defans futbolu Galatasaray’ın savunmadaki eksiklikleriyle birleÅŸince, ortada Galatasaray için kapkara bir tablo oluÅŸtu.

Benim takımım karaktersiz oynamamalı, fark yesek de böyle karaktersiz oyun sergilemeyelim, cesur futbol oynayalım” diyenlerin sesi hala kulağımda. İşte Şükrü SaraçoÄŸlu’nda, gereÄŸinden fazla cesaret nelere sebep oluyor, hep beraber gördük. Günlerdir, basında, evde, sokakta, her yerde Galatasaray çok fazla ÅŸiÅŸirildi, müthiÅŸ bir beklenti oluÅŸtu. Kadro güzel, oyun güzel olsa da, futbolun bazı gerçekleri vardır. Ne kadar kötü durumda olsa da, ezeli rakibinizin sahasında böyle açık futbol oynarsanız yenilirsiniz. Bu beklentilerin oluÅŸturduÄŸu baskıyla sanki ev sahibiymiÅŸ gibi oynayan sarı kırmızılılar maça etkili baÅŸlasa da, ilk gelen moral çöküntüsüyle beraber bir daha hiç toparlanamayacakları bir yola girdiler.

İlk yarıyı Fenerbahçe, Galatasaray’ın gölgesinde 2-1 önde kapattı. Buraya kadar her ÅŸey bitmiÅŸ deÄŸildi, Galatasaray her ne kadar Lincoln’ün endirekt serbest vuruÅŸtan attığı geçersiz golden sonra moral ve konstrantrasyon olarak geriye düşse de, oyunu kendi lehine çevirebilecek güce hala sahipti. Fakat burada, Skibbe’nin düşüncelerinin, benim gibi evinde maç izleyen taraftarın, bir hırsla ortaya attığı düşüncelerden farklı olması gerekirdi. Kendi elini kolunu ikinci yarının başında baÄŸlayan hocaya kalan tek ÅŸey, rezalete tanık olmaktı artık. Böyle maçlar bir dakikada kazanıp, bir dakikada kaybedebileceÄŸiniz maçlardır. Henüz ikinci dakikada öne geçip, daha beÅŸ dakika üstünlüğünü koruyamıyorsan yenilmeyi hakedersin.

Skibbe’yi çok da suçlamamak gerek, zira bu gece ÅŸans faktörünün Galatasaray’dan yana olduÄŸunu pek söyleyemeyiz. Fakat gördük ki, teknik heyetin ve futbolcuların öğrenmesi gereken önemli ÅŸeyler var, umarım bu ders yararlı olmuÅŸtur. Sonuç olarak bu akÅŸam, Galatasaray defansta bu kadar hatalı olmasaydı, Fenerbahçe’nin, bu oyun yapısıyla gol bulması oldukça zor olurdu, fakat yine olan oldu, gelenek bozulmadı. Neyse artık, baÅŸka bahara.

Fenerbahçe 4 - 1 Galatasaray

Kas 07 2008

Kaliteli futbol, kaliteli galibiyet

Dürüst olmak gerekirse, bırakın çoÄŸunluÄŸu, maç baÅŸlayana kadar ben dahil bir çok Galatasaraylı dahi, böyle bir futbol beklemiyorduk bu akÅŸam. Fakat Galatasaray, kendine yakışır bir galibiyet aldı, hem de Benfica’nın korkulan mabedi Estadio da Luz’da. Uzun zamandır deplasmanda böyle müthiÅŸ mücadele edip rakibini sıkıştıran bir Galatasaray izlememiÅŸtim. Sonunda beklediÄŸimiz gün geldi ve çok ÅŸeyler beklediÄŸimiz o ÅŸahane kadro gücünü gösterdi, üstelik takımın ateÅŸleyicilerinden Kewell’ın yokluÄŸunda, bu denli güzel atak organizasyonları sarı kırmızılı takımın taraftarlarının yüzünü güldürdü.

Öncelikle Skibbe’yi tebrik ediyorum, kanatları geçiÅŸe kapatıp Benfica’nın atak yollarını büyük ölçüde kesti. Orta sahada Meira ve Ayhan gerek savunma olarak, gerekse hücuma çıkarken çok iyi iÅŸler çıkardı. Baros baÅŸta yerini çok yadırgadı fakat asıl yerinde oynadığı dakikalarda top kontrolündeki ustalığı ve takım oyunuyla çok yararlı oldu. Lincoln çok koÅŸtu, mücadele etti ve alkışı haketti. Özellikle bu kadar çok koÅŸup 90 dakikayı tamamlayabilen Arda’yı ayrıca tebrik ediyorum, geliÅŸiminin durmadığını her maç üstüne koyarak gösteriyor bizlere. Sabri de aynı ÅŸekilde bu sezonki iyi futboluna devam ediyor, geçtiÄŸimiz sezondan bu yana çok yol kat etti gerçekten. Servet ve Hakan Balta da görevlerini baÅŸarıyla yerine getirdi. Ümit Karan ise tam gereken zamanda ortaya çıkıp fırsatçılığını konuÅŸturdu ve takımını rahatlatan golü attı.

Maçın kahramanları Emre Aşık ve De Sanctis’e gelelim. Emre bu yaÅŸta takdire ÅŸayan oynadı, attığı gol haricinde defansta yaptığı kritik müdahaleler ve verdiÄŸi güven maçı birinci derecede etkileyen faktörlerdi. Kendisinden çok ÅŸey beklenmemesine raÄŸmen geceye damgasını vurdu denebilir. De Sanctis de harika bir performans göstererek kendini kanıtladı ve ona güvenenleri haklı çıkardı. Yaptığı önemli kurtarışlarla izleyenlere kendini alkışlattı. Gerçekten kumaşı çok kaliteli bir kaleci, onu Galatasaray’ın kalesinde görmek keyif veriyor.

Bu kadronun çok büyük işler yapmasını beklediğimi daha önce de belirtmiştim. Benfica deplasmanında bu kadar iyi bir performans beklemiyordum fakat Galatasaray, gerçekten çok zevkli bir futbolla güzel bir galibiyet yaşattı bize bu akşam. Umarım takım bu havasını kaybetmez ve özellikle Avrupa arenasında başarılı bir sezon geçirir. Bu kadro bunu hakediyor.

Kas 06 2008

Haddini bilerek oynamak: Arsenal 0 - 0 Fenerbahçe

İki hafta önce, Şükrü SaraçoÄŸlu Stadı’nda Fenerbahçe’nin başına gelecekler daha ilk dakikadan belliydi. Arsenal gibi bir takıma karşı savunmayı bu kadar önde kurmak akıl iÅŸi gibi gözükmüyordu. Arsenal da Fenerbahçe’yi küçümseyip sanki evinde oynuyormuşçasına açık bir defans anlayışı uygulamıştı. Nitekim iki takım da çok sayıda gol pozisyonu bulmuÅŸ, fakat Arsenal oyuncuları pozisyonları daha iyi deÄŸerlendirip skora farklılık getirmiÅŸlerdi. Maçtan sonra en çok eleÅŸtirdiÄŸim konu, Fenerbahçe’nin kendi sınırlarını, haddini bilmeden sergilediÄŸi savunma anlayışı idi.

Bugün Fenerbahçe gerçek bir deplasman takımı gibi oynadı. Pozisyonları gereÄŸinden fazla zorlasalar da, sarı lacivertli futbolcuların hepsi nerede olmaları gerektiÄŸinin farkındaydı. Hücuma çıkarken dahi defansı elden bırakmamaları bunu gösteriyor. Benim görüşüm ise, Türk takımlarının Avrupa kupalarında hep bu stratejiyi izlemesi gerektiÄŸidir. Bugün gerek Arsenal’ın moralsizliÄŸi ve eksikleri, gerekse pozisyonlar bakımından ÅŸans Fenerbahçe’den yanaydı fakat, eminim ki Kadıköy’de bu savunma stratejisiyle oynasa, o rezalet yaÅŸanmamış olurdu. Defansif futbol artık modern futbolun en büyük gerçeÄŸi, hele ki karşınızdaki takım sizden güçlüyse, haddinizi bilerek oynamanız gerekir. Fenerbahçe bunu anladı ve ÅŸansının da yardımıyla Londra’da Arsenal ile berabere kalmayı baÅŸardı. Her maç bunun bilincinde olarak oynarlarsa, Avrupa sahalarında daha baÅŸarılı bir Türk takımı görebiliriz diye düşünüyorum.

Kas 01 2008

Amr Zaki

Premier Lig’deki bir kaç Mısırlı oyuncudan biri Amr Zaki. Özellikle bu sezon başında yakaladığı yüksek gol ortalamasıyla adından epey söz ettirdi. Ligde 10 maç geride kalırken 7 golle zirvede bulunan Wigan’lı futbolcu, takımında maç başına 0,67 gol ortalamasına sahip. Taraftarlar onun oynayışını efsane forvet Shearer’a benzetiyor, ÅŸimdiden taraftarın gönlüne taht kurmuÅŸ. Takımının ligde attığı 11 golün 7’sine ismini yazdırmak da kolay iÅŸ deÄŸil.

25 yaşındaki Zaki’nin buralara gelirken geçtiÄŸi yerler ise epey ilginç. Al-Mansoura takımında profesyonel futbol kariyerine baÅŸlayan futbolcu, ilk büyük tecrübesini ENPPI (Petrol İşleme MühendisliÄŸi Endüstrisi) isimli takımda, Plastik Stadyumu’nda yaÅŸadı. İki yılda 41 maça çıkıp 16 gol atan Zaki, kendini gösterip Lokomotiv Moskova’ya transfer oldu. Fakat hiç maça çıkamadan, geldiÄŸi yıl Mısır’a geri dönen futbolcu, bu kez Zamalek takımında kendini gösterme fırsatı yakalamıştı. 2006 Afrika Uluslar Kupası’nda hocasıyla tartışıp 6 ay ceza alan Mido’nun yerinde ÅŸans bulan Zaki, bu fırsatı gerçekten iyi deÄŸerlendirdi. O sene Mısır kupayı kaldırırken Zaki de en çok dikkat çeken isimlerin başında geliyordu. Bugün Mısır Milli Takımı’nda çıktığı 48 maçta attığı 29 golle ÅŸimdiden baÅŸarılı bir milli takım kariyeri yapmış olduÄŸunu görüyoruz.

Bu sezon başında Wigan takımına kiralanan oyuncu, Dünya Kupası elemelerinde gösterdiÄŸi performans ve son iki hazırlık maçında attığı iki golle formayı kapıp ilk Premier Lig tecrübesini West Ham karşısında yaÅŸadı ve takımının tek gölünü atmayı baÅŸardı. İki hafta sonra bu sezonun baÅŸarılı ekiplerinden Hull City’yi deplasmanda 5-0 maÄŸlup ederken de iki golü hanesine yazdırmıştı. Daha sonra Liverpool’a da attığı iki güzel golle iyice göze battı denebilir. Henri Camara ve Emile Heskey gibi isimlerin önüne geçip forvet hattının vazgeçilmez ismi haline geldi artık. Kiralık gelen Zaki, bu performansını devam ettirirse Avrupa’da kendine iyi bir yer bulur gibi görünüyor, ÅŸimdiden transfer dedikoduları çıkmış durumda. Umarım sezon sonunda beni haklı çıkarır.

Kas 01 2008

Lukas Podolski ve Uli Hoeness

Avrupa Åžampiyonası’nın üzerinden çok geçmedi, o günlerde Almanya turnuvanın en büyük favorilerinden gösterilirken benim favorim İspanya idi. Rusya’nın da büyük sürprizlere imza atacağını söylemiÅŸtim. O zamanlar Lukas Podolski isminin ilk onbire dahi girmesinin zor olduÄŸu, ondan çok ÅŸey beklenmediÄŸi söyleniyordu. Benim fantezi kadromda ise ilk sırada yer alıyordu.

Nitekim Podolski beni yanıltmadı ve ÅŸampiyonada iyi bir performans sergiledi. Bundan itibaren, oyuncunun neden Bayern Münih’te yeteri kadar ÅŸans bulamadığı sorgulanıp durdu. Klose ve Toni’nin olduÄŸu yerde ilk onbirde ÅŸans bulmak zordur fakat ilk on maçında istediÄŸi sonuçları alamayan Bayern’in alternatiflerini de deÄŸerlendirmesi gerekiyordu. Hoeness Podolski’ye yeteri kadar ÅŸans verildiÄŸini, ama onun bu ÅŸansları kötü deÄŸerlendirdiÄŸini belirtmiÅŸ. Baktığımızda Lukas’ın 4 kez ilk onbirde çıktığını görüyoruz. 3 golü var ama maçlarda kendini çok gösterdiÄŸini söyleyemem doÄŸrusu. Ancak ondan daha büyük hayal kırıklığı yaratan ama daha çok ÅŸans bulan Luca Toni’ye ise nasıl bu kadar tahammül ediyor anlaşılır deÄŸil. 10 maçta ilk onbirde yer aldı ve onun da 3 golü var ki Podolski gibi ortalıkta baskı yaparken, koÅŸular yaparken bile göremiyoruz kendisini. Aynı ÅŸanslar Podolski’ye verilmiÅŸ olsa belki 23 yaşındaki bu oyuncu takıma küstürülmüş olmazdı.

Lukas’ın baÅŸlangıçta oyunda olmadığı hemen her maçta da 70. dakikadan sonra oyuna alındığını görüyoruz ki bu bir oyuncu için yetersiz bir süredir. Böyle kısıtlı zamanlarda oyuna alındığınızda, kendini gösterebilme stresinden dolayı eliniz ayağınıza dolaşır zaten. Üstüne üstlük hocanız bu kadar az ÅŸans verip, verilen ÅŸansları deÄŸerlendiremediÄŸinizi söylüyorsa, durum daha da kötüdür. Yine Hoeness, “Lukas gol attığında gereÄŸinden fazla alkışlanıyor ve o da kendisini çok iyi görüyor. Gol atmak her ÅŸey deÄŸildir, her gol atan ertesi gün kahraman ilan edilmemelidir.” demiÅŸ. DoÄŸru da demiÅŸ fakat her takımın taraftarı genç yıldızını göklere çıkarır, normali budur. Özellikle Ulrich gibi Bayern’le özdeÅŸleÅŸmiÅŸ bir isim nasıl olur da ilerde adı söylenince akla Bayern’in geleceÄŸi bir yıldızı kenara atar anlamış deÄŸilim. Belli ki aralarında var bir ÅŸeyler. Podolski’yi izlemekten keyif alıyorum. Umarım ya Bayern’de kendini kabul ettirir ya da iyi bir takıma gider ve bol bol izleriz.

Eki 31 2008

Poli Ejido 5 - 0 Villareal

Stad 7500 kiÅŸilik. Takım 3. ligde. Tam adı Club Polideportivo Ejido. Evet, Villareal’i Molina ve Gregory’nin gollerinle 5-0 yenen takımdan bahsediyoruz. Villareal’in paf takımı falan deÄŸil, bildiÄŸimiz İspanya Kral Kupası maçı. Villareal kupaya erken veda ediyor. GeçtiÄŸimiz sezon fırtınalar estiren, bu sezon da zirveye oynayan ve kadrosundaki isimlere gıptayla bakılan bu takımın 5-0′lık yenilgisinden sonra teknik direktör kendi takımına ÅŸaşırdığını belirtiyor. Biz de çok ÅŸaşırdık doÄŸrusu.

Eki 28 2008

Sör Ferguson krala çattı

Sir Alex Ferguson, Cristiano Ronaldo’nun Real Madrid’e gitmesine izin vermediÄŸi için FIFA BaÅŸkanı Sepp Blatter’dan gelen eleÅŸtirilere cevap vermiÅŸ. Blatter’ın Afrikalı diktatörlere döndüğünü, belki de yaÅŸlanmış olabileceÄŸi için bu hale geldiÄŸini söylemiÅŸ. Real Madrid’in ise sırf Ronaldo’yu kendisine çekmek amacıyla Heinze’yi kadrosuna kattığını belirtmiÅŸ. Futbol dünyasının büyük isimlerinin bu çatışmasının elbet nedenleri vardır, Blatter ne amaçla böyle bir laf etmiÅŸ, Ferguson da neden böyle oyuncusunun gitmesinden korkar olmuÅŸ bilemeyiz.

Ama gerçek olan ÅŸu ki Cristiano Portekiz’de doÄŸup büyümüş, o yılların gözde takımı Real’i hayal ederek futbolcu olmuÅŸ bir isim ve onun bu tutkusunun önüne geçmeye çalışmak anlamsız. Madrid ve Ronaldo, gladyatör arenasına bırakılmış, savaÅŸmak zorunda olan iki aşık gibi. Lakin bir taraf kalbini vermiÅŸken, diÄŸeri para ve güç gösterisi hayalleriyle karşı tarafın duygularıyla oynuyor. Real Madrid’in bu kadar peÅŸinde koÅŸturmasının sebebinin reklam amacı taşıdığı su götürmez bir gerçek, yaptıkları da etik deÄŸil. Üstüne FIFA BaÅŸkanı sıfatını taşıyan insanın bu tip açıklamalarda bulunması yersiz oluyor. Ferguson ne dese haklıdır ama zaten gitmek isteyen oyuncusunu durduramaz ki, bu kadar endiÅŸelenmesi gereksiz ve Manchester United’ın adına leke düşürüyor. Gitmek isteyen gider, kalmak isteyen kalır.

Eki 23 2008

2008-2009 Şampiyonlar Ligi ve Sürprizleri

Bu sezon, deÄŸiÅŸen ve geliÅŸen futbol endüstrisinin yeni halinin neye benzeyeceÄŸi konusunda biraz fikir sahibi olduk gerçekten. Beklenmedik sonuçların her zamankinden fazla oluÅŸu ve tekniÄŸe dayalı olmadan oynanabilen kaliteli futbol, herhalde herkesin dikkatini çekmiÅŸtir. Özellikle sürprizlerin, ulusal lig maçları ve daha düşük kademedeki uluslararası kupa müsabakalarına nazaran daha az olduÄŸu Åžampiyonlar Ligi’nin bu sezonki grup maçlarının ilk yarısını ele alalım.

A grubu karşılaÅŸmalarında CFR Cluj takımının sürpriz sonuçlara imza attığını görebiliyoruz. Deplasmanda Roma’yı 2 golle yenen ve evinde Chelsea ile 0-0 berabere kalan Romanya ligi beÅŸincisi, dikkatleri üstüne çekmeyi baÅŸardı.

B grubunda bu yıl -ÅŸahsi fikrim bazılarının reklam amaçlı yapılmış olduÄŸuysa da- bir çok beklenmedik sonuca imza atan Anorthosis, deplasmanda Werder Bremen ile 0-0 berabere kalıp evinde Panathinaikos’u yendi. Yine aynı grupta Inter’in Guiseppe Meazza stadında Werder Bremen’i yenememesini de beklemiyorduk açıkçası.

C grubunda Shaktar’ın evinde Sporting Lizbon’a yenilmesi grubun ÅŸimdiye kadarki yegane sürprizidir bence. DiÄŸer iki maçında da kötü oynayan ve umut vermeyen Basel, haddini aÅŸan bir futbol tarzıyla evinde Barcelona’dan 5 gollü ağır bir tokat yedi.

D grubunda ÅŸimdiye kadar beklenmedik bir sonuç yok diyebiliriz fakat Atletico Madrid - Liverpool maçındaki hakem hataları pek çok İspanyol’u üzmüştür herhalde. E grubunda ise 6-3 gibi alışık olmadığımız bir skor var, Villareal ve Aalborg takımlarına ait. Yine Manchester - Villareal maçından hiç gol sesi çıkmaması da ilginç bir durum. F grubunda biten 3-5′lik Steaua BükreÅŸ - Lyon maçı da tam evlere ÅŸenlik idi.

Savunmasını önde kurup Arsenal gibi bir takıma karşı gereksiz bir kumar oynayan Fenerbahçe de farklı skorlardan nasibini aldıi aynı Basel gibi. G grubunda Porto’nun evinde Dinamo Kiev’e 1-0 yenilmesi Portekizli taraftarların dünyasını başına yıktı resmen. İşler zora girdi Porto için de. H grubunda ise BATE Borisov’un Zenit deplasmanında aldığı 1-1′lik beraberliÄŸi de sürpriz olarak sayabiliriz.

Daha üç haftada beş paragraflık bir yazı ortaya çıkıyorsa sürpriz sonuçlar için, gerçekten bizim bildiğimiz futbol değişmiş demektir. Artık bu devirde cesur oynayandan çok, tedbiri üst seviyede tutup risk almaktan kaçınan takımlar kazanıyor. Takım ne derece güçlü olursa olsun, risk almak başına büyük dertler getirebiliyor. Defansif oynayıp riskleri en aza indirgeyen takımlar ise başarılı olabiliyor; örnek olarak Manchester United ve Chelsea takımlarını verebiliriz. Küçük takımların bu derece başarılı olabilmesinin yolu, oynadıkları güçlü ekiplerin aldığı riskleri değerlendirmekten geçiyor. Güçlü takıma karşı önlem almayıp haddini bilmeden oynayan takımlar ise genelde haketmedikleri farkı yiyip oturuyor. Sonuçta çağın futboluna uyum sağlayamayan takımlar bir zamanların efsaneleri gibi eriyip gider, önemli olan oyunu kurallarına göre oynayabilmektir.

Eki 18 2008

Galatasaray - Trabzonspor

Yıllardır kaliteli bir Trabzonspor’a hasret kalmıştık, bu sezon yapılan rekor sayıda transferler ve Ersun Yanal’ın her takımda yaptığı hızlı baÅŸlangıcıyla iyi bir hava yakaladı taraftarlar. Gerçekten izlemesi zevkli bir takım oldu. İstanbul dışından bir takımın baÅŸarılı olması beni hep mutlu ediyor. Ayrıca artık sahalarda Ersun Yanal tarzı teknik direktörleri daha çok görmek istediÄŸimden Trabzon’un bu sezon baÅŸarılı olmasını umuyorum. Gerçi bir takımın bir sezonda bu kadar çok transfer yapıp yeni bir teknik adamla baÅŸarılı olması mucize gibi geliyor kulaÄŸa, fakat Trabzon çok iyi bir baÅŸlangıç yaptı ve devamını getirebilecek kapasitede.

Ersun Yanal, çoğu futboldan gelme ve sadece futbolculuklarından yaptıkları primlerle, yetersiz teknik bilgileriyle takımların başına getirilen teknik direktörlerimizden ziyade kendine has sistematik çalışmalarıyla başarıyı çabuk yakalıyor, gittiği her kulüpte yönetimin vizyonunu genişletiyor. Bu yönden takdir ettiğim, gerçekten bu işi yapmak için teknik direktör olmuş bir isim.

Eskiden 1. ligde oynamış futbolcular hakem olmak istediklerinde doÄŸrudan klasmana yerleÅŸtirilirlerdi, bir dönem hakemliÄŸimiz bu ÅŸekilde ilerledi. Åžimdi ise eÄŸitimini almadan hakem olabilmek imkansız, hele ki üst klasman hakemliÄŸine kadar yükselebilmek, gerçekten iyi olmayı gerektiriyor. Ben hakemlerimizin geçtiÄŸi aÅŸamaları artık teknik direktörlerimizin de geçmesini istiyorum. Yani ErtuÄŸrul SaÄŸlam gibi bir yandan teknik direktörlük kursuna gidip bir yandan da takım çalıştıran adamlar görmek üzüyor açıkçası. Tabii ErtuÄŸrul hocanın baÅŸarısızlığı veya yetersizliÄŸi açısından söylemiyorum bunu ama, eminim ki bu konuda yeterli tecrübeyi kazanıp BeÅŸiktaÅŸ’a gelseydi daha baÅŸarılı olurdu. Bir zamanki OÄŸuz gibi, Rıdvan gibi.

Galatasaray cephesine göz attığımızda, yeniden efsane bir kadro toparlanmış olduğunu görüyoruz fakat, bu kez müthiş bir uyum sorunu yaşanıyor. Takımın yapısı çok büyük oranda değişti ve henüz oyuncular birbirlerine tam hakim olamamış. Bu kadro için söylenebilecek çok şey yok, gerçekten çok kaliteli isimler var ve büyük başarı bekleniyor doğal olarak. Aslında başarıların yakın olduğu görülebiliyor fakat taraftarın, yönetimin ve futbolcuların sabretmesi gerek. Özellikle de önemli maçlarda alacakları galibiyetler çok büyük moral ve güven sağlayacaktır.

Kanımca sezonun ilk yarısının en zor maçına çıkıyor Galatasaray, kendi evinde olmasına raÄŸmen. Formda, ateÅŸli, baÅŸarıya aç ve iyi oynayan bordo mavililer, diÄŸer iki büyük takımdan daha zorlu bir rakip olacaktır Galatasaray’a. Sarı kırmızılı takım ise normal ÅŸartlarda Trabzon’u yenebilecek güçte fakat maçın sonucunu kestirmek gerçekten çok zor. Galatasaray’ın defansif problemleri fakat kuvvetli bir hücumu var, Trabzon’un iyi bir defansı var ancak ataklarda problem yaşıyorlar. BildiÄŸim tek ÅŸey ise bu iki zıt takımın maçının seyir zevkinin bol olacağı. İyi olan kazanır umarım.

Eki 15 2008

Acemi Milli Takım

Ümit milli takım yerine bu ismi getirsek daha yerinde olur herhalde. 1-0′ın rövanşında tek gol atamadan 2-0′lık skorla elendi takımımız. Ancak kaçan goller ve yenilen ikinci gol, sık izlediÄŸim amatör karşılaÅŸmalarda bile rastlanmayan cinsten. Aslında futbol hakkında bu tip konuÅŸmayı sevmem çünkü ÅŸansa 1 gol de atılır 3-4 tane de. Ancak bazı pozisyonlarda takımlar becerisini hemen belli eder.

Tabii çok eleÅŸtiriler aldı Hami Mandıralı; sırf milli takımdan geldiÄŸi için kadroya alınan isimler, uyum saÄŸlamış ve bir önceki maçı kazanmış takımın bozulması gibi. Ama bence en kötü mesele, bu oyunculara gerekli konuÅŸmanın yapılmamış olmasıdır, ki bu çok belliydi. Fatih Terim’in devre arası soyunma odasında söyledikleriyle kazandığımız pek çok maç olduÄŸunu biliriz, Hami’den ne bir Fatih Terim’lik bekliyorum ne de kupa finallerindeki gibi takımın kaynaÅŸması için gerekli olan süreye sahip olduÄŸunu söylüyorum fakat, Mehmet’in olmayacak fantastik hareketleri, Mustafa ve Aydın’ın bencilce harcadığı pozisyonlar, Özer’in topla gereÄŸinden çok fazla oynaması gibi basit meseleler var. EÄŸer bir milli takım hocası oyuncularını izliyorsa, az çok tanır. Oyuncularını tanıyan hoca, oyuna adam sokarken bile, vereceÄŸi 2-3 talimatla bu tip yapılmaması gereken hareketlerin önüne geçebilir. Futbol hocalığı, her kademede ciddi bir iÅŸtir ve ciddi çalışma gerektirir. Umarım bunları söylerken Hami Mandıralı’ya haksızlık etmiyorumdur fakat sahada gördüklerimi bu ÅŸekilde yorumladım.

Sonuç olarak Belarus evinde, çok acemi, tecrübesiz ve bencilce oynayan bir takım buldu ve doğal olarak kazandı. Bize tebrik etmek ve hatalarımızı düzeltmek düşer.

Eki 12 2008

Skibbe; gitmeli mi, kalmalı mı?

Taraftarın ilk günden beri bitmeyen önyargıları ve endiÅŸeleriyle izlediÄŸi Galatasaray’ın patronu Michael Skibbe, eminim önceden, Türkiye’de teknik heyet koltuÄŸunda 2 aydan uzun süre oturmanın zorlukları konusunda bilgilendirilmiÅŸtir. Yine de, tam olarak haketmemesine raÄŸmen bir teknik direktör için zor günler yaşıyor olmalı.

Bir takım, yeni bir teknik direktöre verildiÄŸinde, toparlanması ve oturması zaman alır. Bu süreç kimi takımlarda 1 aydan kısa sürede gerçekleÅŸirken kimi takımların oturması için çok uzun süre çalışılması gerekir. Bu durumu göze alırsak, Skibbe’nin yeni takımıyla ilk Avrupa macerasında tökezlemesini baÅŸarısızlık olarak saymak haksızlık olur. Galatasaray ise ÅŸampiyonluk yaÅŸatan teknik direktörleri bile bekletmeden göndermeye alışkın, fakat dünya geneline bakarsak bunun örneÄŸine çok rastlanmaz. Açıkçası futbol anlayışımızın dünya yol katetmesi gerekiyor, özellikle de iÅŸin teknik yönüne daha bir saygılı bakmamız lazım. Sonuçta iÅŸin gerçek rengi, biz bilgisayar başında eÄŸlenip mutlu olalım diye yapılmış oyunlarda olduÄŸundan çok daha farklı.

Bu sezon başına ufak bir göz atalım. Rigobert Song gibi Galatasaray’da kemikleÅŸmeye baÅŸlamış bir isim, büyük bir ihtimalle ÅŸampiyonluk yarışında rakip olacak Trabzonspor’a gitti. Takımın abisi, kaptanı, lideri Hakan Şükür gönderildi, ki bir takım kaptanı, takımın iletiÅŸimi, düzeni, hırsı, sevgisi, her ÅŸeyidir. Bu iki önemli ismin gidiÅŸinin yanında, Meira, Kewell, Baros, De Sanctis gibi yıldızlar kadroya dahil edildi. Gelen isimler herhangi bir takımın çehresini tamamen deÄŸiÅŸtirecek oyuncular. Takımdaki yabancılara şöyle bir bakarsak; 1 İtalyan, 1 Portekizli, 1 İsveçli, 1 Brezilyalı, 1 Avusturalyalı, 1 Çek ve 1 Kongolu futbolcu var. Hocaları Alman.

O halde hediyelik eÅŸya tezgahı gibi yabancı kadrosuyla beraber, en önemli defansı ve kaptanı ayrılmış bir takımın, kısa sürede, birbirine uyum saÄŸlamasını, aynı dili konuÅŸamasa bile birbirini tanıyıp anlaÅŸabilmesini, kadro yapısının ve taktiklerin oturmasını beklememiz yanlış olur. Bu durumda baÅŸarı da kısa sürede gelmeyecektir. Türkiye’de böyle bir kadro er veya geç mutlaka ÅŸampiyonluÄŸu yakından kovalayacaktır, fakat baÅŸarı kıstası olarak Avrupa’yı ele aldığımızda takımın bu ÅŸartlarda zorlanacak olması da kaçınılmazdır.

Skibbe’nin yardımcılarının görevlerine son verilmesinin, kendisinin bilgisi dahilinde olup olmadığını bilmiyorum, fakat bu bir teknik direktörün gönderilmesi için yapılan zemin hazırlığıysa, çok büyük bir hatadır. Teknik adamın kendini gösterebilmesi için en azından sezon sonuna kadar sabredilmeli, baÅŸarılı olursa mutlaka onunla devam edilmeli.

DoÄŸrusunu söylemek gerekirse, ne futbolcunun ne de teknik direktörün altın çağında olanı, koÅŸa koÅŸa Türkiye’ye gelmiyor, eÄŸer çok büyük paralar dökülmezse. Bizim yapmamız gereken ÅŸey, Skibbe gibi teknik adamların kendini gerçekten ispatlayabileceÄŸi ortamı hazırlayıp, onlarla yükseliÅŸe geçmek, onlarla baÅŸarılı olmak. Yoksa takımlarımızın başına bu yıllarda bir Mourinho, bir Ferguson, Ranieri, Benitez gelecek deÄŸil. O sebepten yeni bir teknik direktör gelirken “Kim bu, tanımayız etmeyiz nereden çıktı?” demek yersizdir. Tabii bu söylediklerim yabancı teknik direktörler için geçerli.

Sonuç olarak taraftarlar olarak Skibbe’ye zaman vermeliyiz bence, çünkü kimin gerçekten baÅŸarılı olup olmayacağını bilemeyiz. Örnek olarak taraftarların ÅŸu anda mumla aradığı Mircea Lucescu’nun bu kadar iyi iÅŸler yapacağını kim bilebilirdi, Inter’in 3 teknik direktör deÄŸiÅŸtirip 8. olabildiÄŸi sezon ilk gönderilen kiÅŸiyken? Sabır her ÅŸeyin ilacıdır.

Eki 11 2008

UEFA Kupası Grup Analizleri - B Grubu

Bu sezon UEFA kupasının zorlu mücadelelere sahne olacağını söylemiştik. Önceki yıllarda belli başlı liglerin kalburüstü takımlarına bile gruptan kesin çıkar gözüyle bakardık. Şimdi ise günümüz futbolunun etkisiyle, gerçekten güçlü takımlar ortaya çıkmaya başladı, adını duymamış olsak bile! Bugün bir La Liga altıncısının gruptan çıkmasına şüpheyle bakıyorsak, Hollanda birinci ligini dördüncü bitiren takımın çıkma şansını çok az görüyorsak, işler gerçekten zorlaşmış demektir.

Öte yandan ben Galatasaray’ın çok iyi bir kura çektiÄŸini düşünüyorum. Özellikle Ali Sami Yen’de oynanacak Metalist Kharkiv ve Olympiakos maçlarından alınacak galibiyetler gruptan çıkmamızı garantileyebilir. Ayrıca Almanya’da muhtemelen ev sahipliÄŸi yapacak Galatasaray, daha önce yaptığı gibi Hertha Berlin’i de üzecek gibi duruyor. Öte yandan Benfica deplasmanı gibi bir faktör var ki, prestijimizi kaybetmeden dönmemizi temenni ediyorum. Rakiplerimizi ufaktan inceleyelim.

A Grubu - Benfica, Hertha Berlin, Galatasaray, Metalist Kharkiv, Olympiakos

Portekiz tarihinin en baÅŸarılı kulübü diyebileceÄŸimiz Benfica için söyleyecek çok fazla ÅŸey var aslında. Bu sezon kadrolarını çok fazla güçlendirdiler. Valencia zamanında Pablo Aimar, İspanya’da en sevdiÄŸim takımın Valencia olmasının, yine aynı dönemdeki turuncu formayla beraber en önemli sebebiydi. Bu sene onunla beraber David Suazo ve José Antonio Reyes de ekibe dahil olarak kadroyu epey güçlü hale getirdiler. Oscar Cardozo, Nuno Gomes, Angel Di Maria ise kadronun diÄŸer önemli isimleri. Stadyumları dünyaca ünlü 62.000 kiÅŸilik Estádio da Luz ve Benfica taraftarlarının maçlara katkısı gerçekten müthiÅŸ. Grup birinciliÄŸi için en önemli aday şüphesiz Benfica, açıkçası Galatasaray’ın da dahil olduÄŸu deplasman takımları için çok zor maçlar geçeceÄŸi kesin.

GeçtiÄŸimiz sezon ligde 10. olmasına raÄŸmen “Centilmen takım” olarak UEFA Kupası’nda yer almasına hak tanınan Hertha Berlin, hatırladığımız gücünde deÄŸil. Dardai, Pantelic ile beraber bu sezon takıma katılan Raffael ve Voronin tanıdık isimler. Ancak gerçek ÅŸu ki Hertha Berlin iyi oynamıyor. Ligi düşme hattından sadece 13 puan yukarda bitiren ve 34 maçta 12 galibiyet, 14 yenilgi alan ekip toplamda -5 averaja sahip idi. Son yıllarda popülaritesi düşmekte olan Bundesliga’da hal böyleyken, Avrupa’da neler yapabileceÄŸini kestirmek güç deÄŸil. Ben Galatasaray’ın iyi oynaması halinde muhtemel seyirci avantajıyla bu takımı deplasmanda(!) rahatça yenebileceÄŸini düşünüyorum. Almanya’daki Türk seyirci faktörüyle beraber, Olympiakos ve Metalist maçlarının deplasmanda olması da gerçekten büyük ÅŸanssızlık Hertha için. Büyük bir sürpriz olmazsa son sırayı boylayabilir bu takım, en iyi ihtimalle Metalist’in üstünde 4. olabilir bence.

Son ÅŸampiyon Galatasaray, bu sezon gerçekten kağıt üzerinde çok kaliteli bir kadro kurdu. De Sanctis ki bu adam Euro 2008′de Buffon’un ardında 2. kaleci olarak kadroda yer almaktaydı, bence Galatasaray için büyük bir ÅŸans olabilir, sezon sonu kalmaya ikna edilmesini umuyorum. Defansta Meira kalitesini ÅŸimdiden kabul ettirdi, hızı, tekniÄŸi ve gücü ile vazgeçilmez defansı oldu takımın, Servet veya Emre Güngör ile yeterli uyumu saÄŸlarsa Galatasaray defansı yaÅŸadığı sıkıntılardan kurtulacaktır. Sol bekte Hakan Balta ve Volkan Yaman iki baÅŸarılı isim, sorun yaÅŸatmayacaktır.

Galatasaray’ın Sebastian Perez’den beri yıllardır sorun yaÅŸadığı saÄŸ bekte ise yeni gelen Serkan KurtuluÅŸ henüz çok genç. Mutlaka Sabri veya UÄŸur Uçar’ın iyileÅŸmesi lazım yoksa bu pozisyon büyük tehlike arz ediyor. Orta sahada Linderoth ve Mehmet Topal oynayabilecek durumda olduktan sonra, Arda, Kewell, Lincoln gibi yıldızların yanında orta sahanın defansif yönü de yeterli seviyeye gelecektir. Arda ve Kewell’dan bahsetmeye zaten gerek yok, buna ek olarakLincoln bu sene gerçekten hakkını vererek oynadı ÅŸimdiye kadar. Basın her ne kadar yıpratmaya çalışıyorsa da, ilk alınırkenki beklentilerin hepsini teker teker karşıladı. Galatasaray’da nokta paslar atıp oyunu açabilen bir oyuncunun geri dönmesi büyük kazanç. Gerçek bir 10 numara gibi oynuyor bu sene, zevkle izliyorum. Forvette ise Milan Baros gibi dünyaca ünlü bir isim, bol gollü bir baÅŸlangıç yaptı Galatasaray kariyerine, alıştıkça daha da çok atacaktır eminim. Onun yanında Nonda var ki bir forvet olarak gerçekten Galatasaray’a yakışır bir futbolcu. Ümit Karan’ı da es geçmemek gerek, her ne kadar piyango misali bir oyuncu olsa da diÄŸer iki oyuncunun yokluÄŸunda forvette görev alabilecek bir isim. Sonuç olarak Galatasaray taraftarı bu sezon kimin formasını alacağını dahi ÅŸaşırdı, gerçekten yönetimi tebrik etmek gerekiyor transferler konusunda.

Galatasaray gerçekten çok ÅŸanslı bir kura çekti. Benim tahminim Benfica’dan deplasmanda 2 ya da 3 gol yiyerek geri döneriz. DiÄŸer maçların her birini kazanma ÅŸansımız yüksek. İstanbul’da Olympiakos ve Metalist’i rahat yener Galatasaray, yine Hertha’yı da Berlin’de yeneceÄŸini düşünüyorum. Galatasaray bu gruptan 2. olarak çıkacaktır.

Gelelim bu sezon Türk futboluna sıkı bir ders veren Metalist Kharkiv’e. Gerçekten çok disiplinli ve haddini bilerek oynayan, kazanan bir takım. BeÅŸiktaÅŸ evinde 1-0 yendiÄŸinde iÅŸlerin zora gireceÄŸini anlamıştım. Dinamo Kiev’i deplasmanda yenen, Shaktar Donetsk ile yine deplasmanda berabere kalan bu takım evinde BeÅŸiktaÅŸ’ı ayarlayacağı akÅŸam arkadaÅŸlarıma BeÅŸiktaÅŸ’ın büyük bir ihtimalle yenileceÄŸini fakat tur atlayabileceÄŸini söylemiÅŸtim. Fakat kimse 4-1 gibi bir skoru tahmin etmemiÅŸtir sanırım. Kanımca BeÅŸiktaÅŸ hem çok ÅŸanssızdı, hem de kötü bir teknik heyet hatasına daha kurban gitti. İşin iyi tarafı artık Galatasaray’ın bu takımı küçümseyemeyecek olması. Metalist Kharkiv’in gruptan çıkabilme ÅŸansı var, eÄŸer Olympiakos’u evinde yenebilirse. Fakat ben grubu 4. olarak tamamlayacaklarını düşünüyorum.

Yunanistan’ın ateÅŸli takımlarından Olympiakos bu sezon çarpıcı transferler yapıp lige iddialı baÅŸladı. Yunan liginde 5 maçta 13 puanla PAOK’un üstünde liderlik koltuÄŸunda oturan Olympiakos’un, bu sezon Portuguesa’dan €9.000.000 karşılığında transfer ettiÄŸi 21 yaşındaki Diogo Luis Santo 5 maçta 3 gol atıp taraftara kendini çabuk sevdirdi. 25 yaşındaki Dudu Cearense de CSKA Moskova’dan €6.000.000 karşılığında transfer edildi. Kadrolarında Kovacevic, Raul Bravo, Zewlakow, Galletti gibi önemli isimler de yer almakta. Åžampiyonlar Ligi’nde Anorthosis’e yenilmelerinin ise reklam amaçlı olduÄŸu kanaatindeyim. Fikstür olarak çok da iyi olmayan Olympiakos’un 3. olacağını düşünüyorum. EÄŸer çok iyi oynarsa Galatasaray’ı geçip 2.  olabilirler, fakat Anorthosis karşısında oynadıkları futbolu önemli maçlardan birinde sergilerlerse Metalist’e geçilip gruptan çıkamayabilirler. Yine de ben Olympiakos’tan kaliteli bir futbol bekliyorum, kadrosu hiç fena deÄŸil, seyircisini de hesaba katarsak baÅŸarılı olacaklardır.

Sonuç olarak maçları çok zevkli olacak bu grubun, mutlaka izlenmesi gerekiyor. Farklı karakterde 5 takımın mücadelesi her ne kadar tahmini zor olsa da sıralama tahminim Benfica-Galatasaray-Olympiakos-Metalist-Hertha şeklinde. Gerçekten tahmin yapmak cesaret istiyor bu grup hakkında. Tabii ki gönlümüz Galatasaray ile.

Eki 09 2008

UEFA Kupası Grup Analizleri - A Grubu

Bu sene, UEFA kupası tarihindeki en heyecanlı sezonlarından birini yaşıyor olmalı. Gruplara kalan takımların Åžampiyonlar Ligi’ndeki takımlardan aÅŸağı kalır yanı yok desek yeridir. Hatta B. Dortmund, BeÅŸiktaÅŸ, Everton, Guimaraes, Napoli, Sparta Prag gibi Avrupa klasmanında güçlü sayılacak ekiplerin daha gruplara gelmeden elendiÄŸini göz önüne alırsak, bu sezon takımlar için epey zorlu geçecek gibi görünüyor. Çok fazla lafa dalmadan, ilk grubumuzun incelemesine geçelim.

A Grubu - PSG, Racing Santander, Manchester City, Twente, Schalke

GeçtiÄŸimiz sezon küme düşmekten son hafta, belki de ÅŸans eseri kurtulabilen Paris Saint Germain ekibi, Süper Lig’in güçlü takımlarından Kayserispor’u geçerken zorlandı desek yeridir. Kezman’ı da dahil ettiÄŸi güçlü ekibiyle bu sezon daha iddialı gözükse de, çoÄŸu kiÅŸinin aksine, Fransa Ligi’nde 8 maçta 11 puan toplayan ve henüz geçen sezonu atlatamamış, toparlanamamış gözüken bu takımın gruptan çıkmasının çok zor olacağını, grup maçlarının son haftasında Twente ile kendi evinde yapacağı maçın kendileri için büyük önem taşıdığını ve büyük ihtimalle kaderinin bu takımla aynı olacağını, yani gruptan çıkamayacağını düşünmekteyim. Ancak 8 maçta 5 gol yiyip 5 gol atmış olması da alacağı sürpriz beraberliklerle grubun kaderinin deÄŸiÅŸmesine yol açabileceÄŸini de gözler önüne seriyor.

Gelelim geçtiÄŸimiz sezonun baÅŸarılı ekibi Racing Santander‘e. Son hafta, oldukça kötü bir sezon geçiren Osasuna’yı, hem de rakibin düşme tehlikesini çok yakından hissetmesine raÄŸmen 1-0 yenip, Mallorca’nın üstünde 6. olarak UEFA Kupası’na katılmaya hak kazanmıştı. Kadrosuna bakınca Pedro Munitis, Smolarek, Tchite, Duscher, Garay gibi bilinen isimler göze çarpıyor. Bu takımın gruptan çıkma ÅŸansının yüksek olduÄŸunu düşünüyorum.

Son yılların çok konuÅŸulan kulübü Manchester City‘nin bu gruba düşmüş olması kesinlikle gruptaki rakipleri için büyük talihsizlik. Özellikle de City’nin ÅŸimdilik kendini ispat edebileceÄŸi tek kulvarın UEFA Kupası olduÄŸunu düşününce, bu durum biraz daha geçerlilik kazanıyor. Grup birinciliÄŸi için en büyük favori tartışmasız City gibi duruyor.

Yine geçtiÄŸimiz sezon Hollanda Eredivise’da baÅŸarılı bir sezon geçirip ligi 4. bitiren, play-offlarda Ajax’ı geçen Twente takımı Åžampiyonlar Ligi elemelerinde Arsenal’a 2-0 ve 4-0 yenilip UEFA Kupası’na kalmıştı. İngiltere’nin eski teknik direktörü Steve McClaren’ın çalıştırdığı ekip, belki de en önemli yıldızı olan Engelaar’ı, hem de gruplarda rakibi olacak Schalke’ye kaptırmıştı. Avrupa kupalarında oldukça tecrübesiz olan bu takımın her ÅŸeye raÄŸmen gruptan çıkabilmesi oldukça zor gözüküyor.

Almanya’nın güçlü ekibi, Neuer’li, Westermann’lı, Rafinha’lı, Krstajic’li, Rakitic’li, Engelaar’lı Schalke takımı, forvet hattında ise Asamoah, Kuranyi, Farfan ve Halil Altıntop gibi isimlerle oldukça iddialı. GeçtiÄŸimiz sezon Bayern Münih’in erkenden ÅŸampiyonluk yarışını koparmasıyla ve Werder Bremen’in son hafta deplasmanda Leverkusen’e puan kaybetmemesiyle 3. olarak Åžampiyonlar Ligi’ne giden ekip, Barcelona’ya iki maçta da 1-0 yenilerek elenmiÅŸti. Grubun ve belki kupanın favorilerinden olan takım zorlanmadan gruptan çıkacaktır.

Kısaca özetlersek, Man City, Schalke ve Racing’in gruptan çıkacağını düşünüyorum. PSG ise evinde alacağı Racing galibiyetiyle durumları biraz deÄŸiÅŸtirebilir. Kanımca E ve C gruplarından sonra en zor grup A grubu, zevkli maçlara sahne olacaktır.

Eki 08 2008

Futblog.Org açıldı!

Futbol hayatınıza yeni bir renk getirme amacıyla bir araya geldiğimiz Futblog.Org, kalıcı ve sürekli olması temennisiyle yayın hayatına başlamıştır. Tüm soru, öneri, görüşleriniz için iletisim@futblog.org adresinden bize ulaşabilirsiniz.

SportsTop Blogs