Bir çok spor bilimci bu konuyu tez konusu yapmakta.
AraÅŸtırmalar da bu hususun “insanın doÄŸasındaki saldırganlık dürtüsü” olduÄŸunu gösteriyor. Peki ama “Türkiye’de Futbolda Åžiddet” unsuru neden aşırı?
BaÅŸka tanımlamalarda sporun “kitlelerin afyonu ve örtülü milliyetçilik” olduÄŸu söylenmekte.
Bunların gözüme çarpan noktalarını ele almak istedim.
Öncelikle “bir futbol seyircisi” gözünden bakalım olaya, ardından sportif kültür baÄŸlamında deÄŸerlendirmelerimizi yapalım.
İlk olarak;
Franco’nun Bernabeau Stadı için söylediÄŸi “bana 150.000 kiÅŸilik bir uyku tulumu yapın” ve Salazar’ın “ben Portekiz’i kırk yıl boyunca 3F ile (Fiesta-Fadima-Futbol) ile yönettim” görüşü futbolun baÅŸka bir boyutunu içermektedir. Bu tanımın en büyük yanlışı, sporun kitleleri uyutan bir afyon olarak ele alınışı ve ilk insanlardan baÅŸlayarak bütün toplumların ilgisinin devamlılığının tıpkı bir uyuÅŸturucu bağımlısı gibi algılanmasıdır.
Geçmişten günümüze ülkemiz dışında bu tip yaklaşımlarla süregelen futbol anlayışı ülkemizde daha farklı bir yaklaşıma sebebiyet vermiştir.
Dünya üzerinde büyük miktarda paraların döndüğü ve artık çoğu ülkede spor olmaktan çıkan futbol üzerine dönen oyunlar, üzülerek belirtiyorum ki ülkemize sıçramakta da gecikmemiştir.
Bahis ve ÅŸike olaylarının artması, futbolu yöneten ve spor anlamında idare eden kesimlerin kirli iÅŸlere alet olması neticesinde futbol günümüzde “Gariban beÅŸiÄŸi” sıfatına bürünmüştür.
Sadece desteklediği için değil, oynadığı bahis kuponunu yatırdığı için ağıza alınmayacak terbiyesizlikte küfürler ve yakıp yıkma boyutuna varan saldırganlıklar ile bir takıma saldırmak sporun hangi tanımına girer ki?
Saldırganlık genel olarak diğerine zarar vermek amacıyla bir kişi veya grup tarafından gerçekleştirilen davranış olarak tanımlanmaktadır.
Örneğin; maçlardan önce kulüp başkan ya da sözcüleri karşı kulübe ve taraftarlarına yönelik sözlü saldırı ve kışkırtıcı davranışları, maç sırasında taraftarların gösteri ve tezahüratları, oyuncunun sert davranışları, amigoların kışkırtmaları, bilerek bilmeyerek hakemlerin hatalı sanılan kararları, tartışmalı durumlar, spor yazar ve yorumcularının taraflı, kırıcı, yanlış ve sert yorumları özellikle özel televizyon kanallarının reyting uğruna federasyonu, hakemleri, kulüpleri suçlayan yayınları sporda saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerine açık davetiye çıkartmaktadır.
Futbol maçları öncesinde, sırasında yahut sonrasında stada veya kulübe verilen zararlar her geçen gün artmaktadır. İzleyicilerin “Hakemin düdüğünün içindeki nohuta” kadar varan küfürleri, tribünlerde cinsiyet ayrımının yapılması ve insanların maç seyretmeyi “stres atma” olgusu olarak görmeleri futbolda ÅŸiddeti artıran sebeplerdendir.
“Yuhalamak”
Bu başlıkta inceleyeceğimiz konu aslında şiddetin varolmasında ki en büyük etkenlerden biridir.
İyiyi beğenmek, alkışlamak. Kötüyü istememek ve yuhalamak var olan futbol kültürümüz maalesef.
Yuhalamak baskı unsuru gibi görünse de büyük bir terbiyesizliktir kanımca.
EÄŸer desteklemediÄŸiniz takımın hücüm yapmasını arzu etmiyorsanız bunu baÅŸka bir ÅŸekilde dile getirmeniz gerekmektedir. Åžayet sizin nazarınızda “yuhalamak” rakibin sinirini bozuyor gibi dursa da yıllarca sporun içinde yer almış biri olarak; bana göre kendi takımınızı desteklemek rakibin sinirini daha da bozacaktır.
Yayınlanan bilimsel makalelerin çoğunda şiddetin çıkış noktaları şu sebeplere bağlanıyor;
- Genel eğitimin yetersizliği, eğitim verilen okullarda spor kültürünün verilmeyişi. Beden Eğitimi dersinin müfredat programında 1 saat olduğunu varsayarsak meslektaşlarımı bu hususta eleştiremiyorum ne yazık ki.
- Sporcuların saha içerisinde kavga etmesi ve tribünü tahrik etmesi. Kavgayı da geçtim her golden sonra yaşanan tahrik olayını örnek verecek olursak kitap yazmamız gerekir.
- Hakemlerin bir taraflı yönetim sergilediği düşüncesinin baskın olması. Hakemlerimizin aldıkları eğitimin düşüklüğü bir tarafa dursun yazımın başlarında altını çizerek belirttiğim futbol - bahis - şike üçlüsünde hakem camiasının yer alması bu etkeni tetiklemektedir.
- Gerçekte iyi hazırlanmadıkları halde, futbolcuların iyi bir hazırlık dönemi geçirdiğini ve müsabakaya hazır oldukları yönünde afaki yorumlarda bulunan takım antrenör ve yöneticilerinin demeçleri.
- Seyirci ve sporcuların oyun kurallarını bilmemesi ve bu husuta sık sık itiraz etmesi.
- Eğitim, kültür ve ekonomik yönden istenilen düzeyde olmayan, antisosyal ve kişilik bunalımında olan gençlerin fanatik derecesindeki taraftarlıkları vb. faktörler saha içi ve saha dışında saldırganlığı ve şiddeti doğrudan ya da dolaylı olarak körüklemeleridir.
Bu saydığım nedenlerin giderilmesinin, önlenmesinin tek yolunun eğitim olduğu aşikar.
Sporcusundan seyircisine, idarecisinden antrenörüne, yayıncı kuruluşundan futbol programlarına kadar her merciinin iyi bir spor kültürüne sahip olması şüphesiz ki bu sebepleri ortadan kaldıracaktır.
Unutulmamalıdır ki; “İhtiyaç ve tehlike anı olmadığı halde kendi türüne saldıran tek canlı insandır.”
Artı ve eksilerimle.
İrfan Kurudirek