Åžub 27 2009

Patlıcan Bordo’su Bir Destan

Skibbe dönemine son verilmesi ve Büyük Kaptan Bülent Korkmaz’ın takımın başına getirilmesi Bordeaux maçı öncesi büyük bir riskti. Bu müsabaka Galatasaray’ın Kadıköy’de oynaması muhtemel UEFA Finali için büyük önem arz ediyordu ve baÅŸarısızlık halinde oklar Bülent Korkmaz’a çevrilecekti. Skibbe’nin içten içe sevinmesini 5. saniyede gelen golde görür gibiydim. BaÅŸarılı Türk Antrenör sayısının bir elin parmaklarını geçmediÄŸi aÅŸikâr. Bu yüzden Bülent Korkmaz çıktığı ilk sınavda baÅŸarılı olmalıydı. Read more »

Kas 14 2008

Futbol’da Åžiddet, Yuhalamak…

Bir çok spor bilimci bu konuyu tez konusu yapmakta.
AraÅŸtırmalar da bu hususun “insanın doÄŸasındaki saldırganlık dürtüsü” olduÄŸunu gösteriyor. Peki ama “Türkiye’de Futbolda Åžiddet” unsuru neden aşırı?

BaÅŸka tanımlamalarda sporun “kitlelerin afyonu ve örtülü milliyetçilik” olduÄŸu söylenmekte.

Bunların gözüme çarpan noktalarını ele almak istedim.
Öncelikle “bir futbol seyircisi” gözünden bakalım olaya, ardından sportif kültür baÄŸlamında deÄŸerlendirmelerimizi yapalım.
İlk olarak;

Franco’nun Bernabeau Stadı için söylediÄŸi “bana 150.000 kiÅŸilik bir uyku tulumu yapın” ve Salazar’ın “ben Portekiz’i kırk yıl boyunca 3F ile (Fiesta-Fadima-Futbol) ile yönettim” görüşü futbolun baÅŸka bir boyutunu içermektedir. Bu tanımın en büyük yanlışı, sporun kitleleri uyutan bir afyon olarak ele alınışı ve ilk insanlardan baÅŸlayarak bütün toplumların ilgisinin devamlılığının tıpkı bir uyuÅŸturucu bağımlısı gibi algılanmasıdır.
Geçmişten günümüze ülkemiz dışında bu tip yaklaşımlarla süregelen futbol anlayışı ülkemizde daha farklı bir yaklaşıma sebebiyet vermiştir.

Dünya üzerinde büyük miktarda paraların döndüğü ve artık çoğu ülkede spor olmaktan çıkan futbol üzerine dönen oyunlar, üzülerek belirtiyorum ki ülkemize sıçramakta da gecikmemiştir.

Bahis ve ÅŸike olaylarının artması, futbolu yöneten ve spor anlamında idare eden kesimlerin kirli iÅŸlere alet olması neticesinde futbol günümüzde “Gariban beÅŸiÄŸi” sıfatına bürünmüştür.
Sadece desteklediği için değil, oynadığı bahis kuponunu yatırdığı için ağıza alınmayacak terbiyesizlikte küfürler ve yakıp yıkma boyutuna varan saldırganlıklar ile bir takıma saldırmak sporun hangi tanımına girer ki?

Saldırganlık genel olarak diğerine zarar vermek amacıyla bir kişi veya grup tarafından gerçekleştirilen davranış olarak tanımlanmaktadır.

Örneğin; maçlardan önce kulüp başkan ya da sözcüleri karşı kulübe ve taraftarlarına yönelik sözlü saldırı ve kışkırtıcı davranışları, maç sırasında taraftarların gösteri ve tezahüratları, oyuncunun sert davranışları, amigoların kışkırtmaları, bilerek bilmeyerek hakemlerin hatalı sanılan kararları, tartışmalı durumlar, spor yazar ve yorumcularının taraflı, kırıcı, yanlış ve sert yorumları özellikle özel televizyon kanallarının reyting uğruna federasyonu, hakemleri, kulüpleri suçlayan yayınları sporda saldırgan davranışları ve şiddet eylemlerine açık davetiye çıkartmaktadır.

Futbol maçları öncesinde, sırasında yahut sonrasında stada veya kulübe verilen zararlar her geçen gün artmaktadır. İzleyicilerin “Hakemin düdüğünün içindeki nohuta” kadar varan küfürleri, tribünlerde cinsiyet ayrımının yapılması ve insanların maç seyretmeyi “stres atma” olgusu olarak görmeleri futbolda ÅŸiddeti artıran sebeplerdendir.

“Yuhalamak”
Bu başlıkta inceleyeceğimiz konu aslında şiddetin varolmasında ki en büyük etkenlerden biridir.

İyiyi beğenmek, alkışlamak. Kötüyü istememek ve yuhalamak var olan futbol kültürümüz maalesef.
Yuhalamak baskı unsuru gibi görünse de büyük bir terbiyesizliktir kanımca.
EÄŸer desteklemediÄŸiniz takımın hücüm yapmasını arzu etmiyorsanız bunu baÅŸka bir ÅŸekilde dile getirmeniz gerekmektedir. Åžayet sizin nazarınızda “yuhalamak” rakibin sinirini bozuyor gibi dursa da yıllarca sporun içinde yer almış biri olarak; bana göre kendi takımınızı desteklemek rakibin sinirini daha da bozacaktır.

Yayınlanan bilimsel makalelerin çoğunda şiddetin çıkış noktaları şu sebeplere bağlanıyor;

  • Genel eÄŸitimin yetersizliÄŸi, eÄŸitim verilen okullarda spor kültürünün verilmeyiÅŸi. Beden EÄŸitimi dersinin müfredat programında 1 saat olduÄŸunu varsayarsak meslektaÅŸlarımı bu hususta eleÅŸtiremiyorum ne yazık ki.
  • Sporcuların saha içerisinde kavga etmesi ve tribünü tahrik etmesi. Kavgayı da geçtim her golden sonra yaÅŸanan tahrik olayını örnek verecek olursak kitap yazmamız gerekir.
  • Hakemlerin bir taraflı yönetim sergilediÄŸi düşüncesinin baskın olması. Hakemlerimizin aldıkları eÄŸitimin düşüklüğü bir tarafa dursun yazımın baÅŸlarında altını çizerek belirttiÄŸim futbol - bahis - ÅŸike üçlüsünde hakem camiasının yer alması bu etkeni tetiklemektedir.
  • Gerçekte iyi hazırlanmadıkları halde, futbolcuların iyi bir hazırlık dönemi geçirdiÄŸini ve müsabakaya hazır oldukları yönünde afaki yorumlarda bulunan takım antrenör ve yöneticilerinin demeçleri.
  • Seyirci ve sporcuların oyun kurallarını bilmemesi ve bu husuta sık sık itiraz etmesi.
  • EÄŸitim, kültür ve ekonomik yönden istenilen düzeyde olmayan, antisosyal ve kiÅŸilik bunalımında olan gençlerin fanatik derecesindeki taraftarlıkları vb. faktörler saha içi ve saha dışında saldırganlığı ve ÅŸiddeti doÄŸrudan ya da dolaylı olarak körüklemeleridir.

Bu saydığım nedenlerin giderilmesinin, önlenmesinin tek yolunun eğitim olduğu aşikar.

Sporcusundan seyircisine, idarecisinden antrenörüne, yayıncı kuruluşundan futbol programlarına kadar her merciinin iyi bir spor kültürüne sahip olması şüphesiz ki bu sebepleri ortadan kaldıracaktır.

Unutulmamalıdır ki; “İhtiyaç ve tehlike anı olmadığı halde kendi türüne saldıran tek canlı insandır.”

Artı ve eksilerimle.
İrfan Kurudirek

Eki 09 2008

Neler Oluyor BeÅŸiktaÅŸ?

Efenim bu ilk yazımda sizlere galibiyet, başarı veya istikrar adına bir şeyler karalamak isterdim fakat maalesef genel gidişat iğrenç olduğundan dilediğim tarzda bir giriş yapamayacağım.

Åžimdi yıllarını BeÅŸiktaÅŸ kulübüne vermiÅŸ, yoluna “taraftarlık” olayını benimsemiÅŸ birisi olarak ilk yazım da BeÅŸiktaÅŸ üzerine olsun istedim.
Ne kadar objektif değerlendiririm o da sizin yorumunuza kalmış.

Ertuğrul Sağlam ile başlayalım.
İstikrarsız yönetimi, değişik futbol anlayışı, tarihi fark ve istifa arasında geçen süreci değerlendirmek istiyorum.

Kayserispor’da baÅŸarılı bir grafiÄŸi vardı ErtuÄŸrul SaÄŸlam’ın.
Süleyman Hurma menajerliğinde güzel bir ekip ile istikrarlı futbol ile başarıyı elde etti.
Kendisi ile bir seminerde karşılaştık.
Karşılaşmaz olaydık.
Kendisini BeÅŸiktaÅŸ’a emek veren bir futbolcu olarak çok beÄŸendiÄŸimi, teknik olarak geliÅŸim arzusunu çok doÄŸru bulduÄŸumu söyledim. Benden önce soru soran bazı arkadaÅŸlar “BeÅŸiktaÅŸ’a gitmeyi düşünür müsünüz?, BeÅŸiktaÅŸ teklif yapsa cevabınız ne olur?” tarzı sorular yönelttiler.
Ne şiş yansın ne kebap misali cevaplar geldi.
Velhasıl; Kayserispor takımını oluştururken alt yapıyla geldiğini, yeni 16 oyuncu transfer ettiğini ve bu oyuncular arasında ki rotasyonu çok iyi sağladığını söyledi.
Soru olarak “Yeni gelen 16 oyuncu içerisinde alt yapıdan kazandırdığınız oyuncular var mıydı? Alt yapıya verdiÄŸiniz önem nedir?” diye bir soru yönelttim.
Cevap olarak “TeÅŸekkürler, ben mi yanıtlayayım yoksa Sayın Hurma mı?” cevabını alınca asıl merak ettiÄŸim cevabı aldım.

BeÅŸiktaÅŸ çoÄŸu futbol yazarının da savunduÄŸu gibi “deneme yapılacak bir takım” deÄŸildir. BeÅŸiktaÅŸ 1903 yılında Jimnastik Kulübü olarak kurulmuÅŸ 1910 yılında da aktif olarak futbol oynatmaya baÅŸlamış köklü bir kulüptür.
Bu semineri takip eden yılda ErtuÄŸrul SaÄŸlam’ın BeÅŸiktaÅŸ Kulübü’ne teknik direktör olması beni haklı olarak düşündürmüştür. Kaldı ki “Rıza Kaptan”ın izleri daha unutulmadan olumsuz bir yapıda telafisi olmayan bir yola girilmiÅŸtir.
Türk Medyası ve Türk Taraftarı mantalitesi ortada.
Tek bir yanlış yönetimi istifaya, teknik ekibin ailesiyle dalgaya, oyuncuların eşlerini pazarlamaya götürür.
Bu yıllardır böyle.
Profesyonel takım yöneticileri yapacakları her hamlede bu olguyu göz önünde bulundurmazlar ise sonuç ne yazık ki hüsran oluyor…
Read more »

SportsTop Blogs