Yazık Oldu Süleyman Efendiye


Dün gece Merseyside bölgesinin Southport kasabasındaki bir bara, Newcastle’ı 5-1 maÄŸlup ettikleri maçı arkadaÅŸlarıyla kutlamaya giden Steven Gerrard, çıkan kavga sonucu tutuklanan 6 kiÅŸiden biri. Bugün kefaletle serbest bırakılmış. Hakkında 5 yıla kadar hapis cezası istemi var deniliyor. Kavgadan sonra ortada hastanelik olan 34 yaşında bir adam, kan izleriyle ve cam kırıklarıyla dolu bir mekan var.
Federasyon ise açıklamasında, ÅŸimdilik Gerrard’ın futbol kariyeriyle ilgili olumsuz bir durum oluÅŸmadığını, fakat soruÅŸturma sonucunda suçlu bulunması halinde bu konunun tekrar gözden geçirileceÄŸini belirtti. Liverpool taraftarı ise kaptanına sahip çıkıyor ve ortada yeterli kanıt olmadan futbolcunun yıpratılmaya çalışıldığını düşünüyor. DoÄŸrusu, Gerrard’ın suçluluÄŸunu kanıtlayacak pek bir ÅŸey yok denebilir, fakat çok düşük bir ihtimal olsa da, ortada dolaÅŸan videolar ve sürpriz tanıklar iÅŸin gidiÅŸatını deÄŸiÅŸtirebilir.
Bu sezon, Åžampiyonlar Ligi grup aÅŸamasında sürpriz sonuçlar alınmış olsa da, yola devam edenler ve UEFA Kupası’na gidenler olarak ayırırsak, pek ÅŸaşırtıcı bir tabloya rastladığımızı söyleyemeyiz. Çok heyecanlı karşılaÅŸmalara sahne olan maçlar sonucunda öne çıkan takımları ve sıralamalarda sürprizler olduÄŸunu görmek ise mümkün.
A grubunda Roma ve Chelsea gruptan çıkarken, Bordeaux’nun da UEFA Kupası’na kalacağı ilk günden tahmin edilebilirdi herhalde. B grubunda ise karşımıza bir Anorthosis vakası çıkıyor. Grubu lider olarak tamamlayan Panathinaikos’u evinde 3-1 ile geçen Anorthosis, eline geçen fırsatları deÄŸerlendiremeyip 3 beraberlik daha alınca sonuncu olarak Avrupa kupalarına veda etti. Panathinaikos’un ise Inter’i geçip lider olarak çıkması büyük sürpriz olarak nitelendirilebilir. Zira pek iç açıcı bir futbol sergilemeyen Werder Bremen’in, baÅŸlarda gruptan çıkacağı tahmin edilirken, onlar UEFA biletini son maçta Inter’i maÄŸlup ederek alabildi.
C grubunda da Barcelona ve Sporting Lizbon gruptan çıkarken, Shaktar Donetsk UEFA’ya kaldı. Yine ÅŸaşırtıcı bir durum yok diyebiliriz. Grup maçlarının belki de en zevkli maçlarına sahip olan D grubu da pek bir sürprize sahne olmadı; Liverpool ve Atletico Madrid üst tura çıktı, Erik Gerets’li Marsilya UEFA’ya gitti. Bu grupta özellikle Liverpool - Atletico maçları enfes idi fakat hakemler -haklı olarak- çokça tartışıldı ve futbolun önüne geçen bazı etkenler bu zevke gölge düşürdü.
E grubunda Machester United ve Villareal yine tahmin edildiÄŸi gibi bir üst tur biletini kaptı. Fakat burada Celtic’in veda etmesi bir sürpriz olarak nitelendirilebilir. Oynadığı garip futbol ve 9 gollü Villareal maçı ile dikkat çeken Aalborg, UEFA Kupası’na gitme yolundaki rakibi Celtic’le karşılaÅŸtığı iki maçtan 4 puan almayı baÅŸardı, ve Celtic’i resmen Avrupa kupalarının dışına itti.
F grubu da ilginç mücadelelere sahip, ilk iki maçında zevksiz ve uyutucu bir futbol sergileyen Steaua BükreÅŸ, üçüncü maçında evinde Lyon’a 5-3 maÄŸlup olurken son çırpınışlarını yaşıyordu sanki. Son maçta da Fiorentina’ya evinde 1-0′la boyun eÄŸip rakibini UEFA’ya gönderdi.
G grubunda bir hayal kırıklığı, bir de geri dönüş çabası gördük. GeçtiÄŸimiz sene Åžampiyonlar Ligi’nde çeyrek final oynayan Fenerbahçe, bu sezon tek bir galibiyet alamadan grubu sonuncu olarak tamamladı. GeçtiÄŸimiz senelerde futbol spikerlerimiz tarafından Åžampiyonlar Ligi’nin gediklisi olarak lanse edilen Dynamo Kiev ise ortaya koyduÄŸu etkileyici futbol ile kendini gösterdi, fakat diÄŸer iki rakibini geçmeye gücü yetmedi. Porto grubu lider olarak tamamladı, Arsenal tam da en önemli zamanlarına denk gelen iç karışıklıklarıyla uÄŸraşırken gruptan çıkmakta zorlanmadı.
H grubunda yine beklenilen bir tablo oluÅŸtu. Özellikle Juventus - Real Madrid karşılaÅŸmalarında büyük usta Del Piero’nun gösterisine tanık olmak çok zevkliydi. GeçtiÄŸimiz sezonun parlak ekiplerinden olan fakat bu sezon aynı parlaklığa eriÅŸemeyen Zenit’e yine UEFA Kupası yolları gözüktü.
Bu sezon, grup maçları eÄŸlenceli geçti diyebiliriz. İlk maçlarda Avrupa’ya kendini tanıtan CFR Cluj, BATE Borisov ve Anorthosis’in mücadeleleri de gruplarda ayrı bir heyecan kaynağı oldu fakat tecrübesizlikten olsa gerek, bu performanslarının sonunu getiremediler.
İstatistiklere gelecek olursak; 6 maçta 5 gol atan 4 futbolcu ÅŸimdilik liderliÄŸi paylaÅŸmaktalar. Bunlar; Miroslav Klose (B. Münih), Lionel Messi (Barcelona), Steven Gerrard (Liverpool) ve Karim Benzema (O. Lyon). Asistlerde Frank Ribery (B. Münih) 5 asist ile lider durumda. Aalborg’dan Anders Due 4 asist ile dikkat çekerken Frank Lampard (Chelsea) ile ikinciliÄŸi paylaşıyor. Werder Bremen’den Frings 5 maçında da sarı kart görerek bir disiplinsizlik örneÄŸi olmuÅŸ.
Barcelona, ortalama 62% topa sahip olma yüzdesi ile diÄŸer tüm ekiplere fark atmış durumda. Rakibini boÄŸan takım terimi tam onlara layık bir sıfat olur herhalde. Yine aynı takım, 54 kaleyi bulan ÅŸut ile bu alanda da üstünlüğünü göstermiÅŸ. 62 faul ile grup maçlarının en nazik takımı Marsilya olmuÅŸ, Gerets’in beyefendiliÄŸinden ders almış gibi görünüyorlar. Öte yandan Shaktar 119 faulle kasap takım lakabına uygun görülebilir. PSV’li futbolculara kimse faul yapmaya gerek görmemiÅŸ anlaşılan, 53 kez çalınmış düdük. Bayern’li futbolcular ise pek tutulamamış olsa gerek; tam 121 kez serbest vuruÅŸ kullanmışlar. Dick Advocaat’ın oyuncularına biraz ofsayt çalıştırması yapması lazım herhalde, 30 kez ofsayta düşen takım bu alanda lider durumda. İşin ÅŸakası bir yana, bu sayının üçte birinin Pogrebnyak’a ait olduÄŸunu düşünürsek, durum biraz normal bir hal alıyor. Bahis sitelerinden skorları takip ederken hemen her maçta gol hanesinde ismini gördüğümüz bu oyuncu, o kadar çok pozisyona giriyor ki bu sayılar gayet olaÄŸan hale geliyor.
Bunlar da grup maçlarının ilginç istatistikleriydi, umarım her maçını zevkle izleyeceğimiz bir kupa olur.
Hertha Berlin, az sevindirmemiÅŸtir Galatasaray taraftarını. Yine deplasmanda ev sahipliÄŸi yapan Galatasaray, yine çıkışta olan bir Hertha, ve aynı sonuç.”Görüşmek üzre” tezahüratı da güzel bir ironiydi gerçekten.
Arda başta olmak üzere çoğu Galatasaraylı futbolcunun yüzünde çok büyük bir ciddiyet göremesek de, Barış, Mehmet Topal, Servet ve De Sanctis canla başla oynadı diyebiliriz. Öte yandan Baros haricinde tüm takım çok iyi performans gösterdi. Baros da penaltı vuruşuyla gol görevini yerinde getirdi.
Eller kollar tüm maç boyu aktifti, tartışılabilir çok pozisyon var. Yüksek kart istatistiğine sahip denebilecek hakem ise, özellikle ilk yarıda ve ikinci yarının başında pek çok sarı kartlık harekete tolerans gösterdi ancak yine de 9 adet sarı kart göstermek zorunda kaldı. Herhalde çok kart göstermiş olması kendisinden değil kaderinden kaynaklanıyor. Bu maçta 4 kez penaltı noktasını gösterse sanırım kimsenin diyecek bir şeyi olmazdı.
Galatasaray, iniÅŸli çıkışlı grafiÄŸinde bu maçı çıkış noktalarından birine yerleÅŸtirdiÄŸi için mutluyum. Özellikle takımın bulduÄŸu isabetli ÅŸutlardan memnun oldum. Öte yandan Olympiakos’u evinde 1-0 maÄŸlup eden Metalist, hakikaten tebrik edilmesi gereken, çok garip bir takım. Lucescu bu takımın, Ukrayna’nın en zengin 3 kiÅŸisinden birinin idaresinde olduÄŸunu ve takımda çok deÄŸerli futbolcuların yer aldığını söylemiÅŸti. Luce’yi dinlemekte yarar varmış. Grup tahminlerime bakarsak; hayal kırıklığı yaratan Benfica’nın yerini Metalist’le deÄŸiÅŸtirmeliyiz sanırım.
William Gallas, geçtiÄŸimiz hafta takım arkadaÅŸlarını suçlayıcı bir kaç cümle sarfetmiÅŸti. Yeterli mücadeleden yoksun bir takım olduklarını ima ederek Premier Lig ÅŸampiyonluÄŸuna karamsar baktığını söylemiÅŸti. Bunun üzerine yönetimden para cezası alan Gallas’ın takım kaptanlığı da, Arsene Wenger tarafından alınıp Cesc Fabregas’a verildi. Arsenal’ın yeni kaptanı Fabregas oldu. Sezon ortasında yapılan bu deÄŸiÅŸikliÄŸin zaten karışık durumda olan Arsenal’ı nasıl etkileyeceÄŸi bilinmese de, Fabregas’ın önümüzdeki yıllarda Arsenal ismi ile özdeÅŸleÅŸeceÄŸini görebiliyoruz. 21 yaşındaki futbolcunun kaptanlığı bu derece erken elde etmesi ve 31 yaşındaki Gallas’ın sözlerine bir hafta içinde verilen iki sert cevap İngiltere’de büyük yankı uyandırdı. Umarız Arsenal bu kötü günleri atlatıp yıllardır takım olabilmek için verdiÄŸi çabaların karşılığını alır. Genç yıldız Fabregas’ ı kaptanlık pazubandıyla izlemek daha zevkli olacaÄŸa benziyor.
Premier Lig’de ilginç bir cumartesi günü oldu. Aynı günde dört devin puan kaybetmesi pek alışıldık ÅŸey sayılmaz. Chelsea, Liverpool, Manchester United ve Arsenal’dan bahsediyoruz. DiÄŸer üç ekip rakipleriyle golsüz berabere kalırken, Arsenal ise Manchester City’e deplasmanda 3-0 gibi net bir skorla maÄŸlup oldu.
Bugün, Premier Lig herhalde en çok bahis ÅŸirketlerinin yüzünü güldürmüş olmalı, zira hemen hemen tüm karşılaÅŸmalarda beklenmedik sonuçlar çıktı ortaya. Bolton, deplasmanda Middlesbrough’yu 3-1 ile geçerken, Porstmouth evinde Hull City ile 2-2 berabere kaldı. Stoke ise evinde West Bromwich’i 1-0 ile geçerek 17 puana ulaÅŸtı.
Premier Lig bu sezon ÅŸahane diyebiliriz. Chelsea Liverpool ikilisi 14. maçlarını geride bırakırken önde gözüküyor, 3. Manchester United ile sonuncu West Bromwich arasında sadece 14 puan fark var. Sıralamadaki puan aralıklarının çok dar olması ligdeki mücadelenin de en üst düzeyde olduÄŸunu gösteriyor. Alınacak bir galibiyet ile kağıt üzerinde 6 takımı geride bırakabilmekten bahsediyoruz. Er ya da geç bu denge bozulacak olsa da, bu müthiÅŸ tablo her maçı zevkli kılıyor. Uçurumların yok olduÄŸu günümüz futbolunun da en büyük keyfi bu olsa gerek. Premier Lig ekiplerini takdir ediyorum ve bu mücadelenin sonunda dek sürmesini umuyorum. Unutmadan, aynı gün Ankaralı rakipleriyle deplasmanda golsüz berabere kalan Galatasaray ve Fenerbahçe’yi de bu trende uyum saÄŸladıkları için tebrik etmek gerekir diye düşünüyorum.
Dürüst olmak gerekirse, bırakın çoÄŸunluÄŸu, maç baÅŸlayana kadar ben dahil bir çok Galatasaraylı dahi, böyle bir futbol beklemiyorduk bu akÅŸam. Fakat Galatasaray, kendine yakışır bir galibiyet aldı, hem de Benfica’nın korkulan mabedi Estadio da Luz’da. Uzun zamandır deplasmanda böyle müthiÅŸ mücadele edip rakibini sıkıştıran bir Galatasaray izlememiÅŸtim. Sonunda beklediÄŸimiz gün geldi ve çok ÅŸeyler beklediÄŸimiz o ÅŸahane kadro gücünü gösterdi, üstelik takımın ateÅŸleyicilerinden Kewell’ın yokluÄŸunda, bu denli güzel atak organizasyonları sarı kırmızılı takımın taraftarlarının yüzünü güldürdü.
Öncelikle Skibbe’yi tebrik ediyorum, kanatları geçiÅŸe kapatıp Benfica’nın atak yollarını büyük ölçüde kesti. Orta sahada Meira ve Ayhan gerek savunma olarak, gerekse hücuma çıkarken çok iyi iÅŸler çıkardı. Baros baÅŸta yerini çok yadırgadı fakat asıl yerinde oynadığı dakikalarda top kontrolündeki ustalığı ve takım oyunuyla çok yararlı oldu. Lincoln çok koÅŸtu, mücadele etti ve alkışı haketti. Özellikle bu kadar çok koÅŸup 90 dakikayı tamamlayabilen Arda’yı ayrıca tebrik ediyorum, geliÅŸiminin durmadığını her maç üstüne koyarak gösteriyor bizlere. Sabri de aynı ÅŸekilde bu sezonki iyi futboluna devam ediyor, geçtiÄŸimiz sezondan bu yana çok yol kat etti gerçekten. Servet ve Hakan Balta da görevlerini baÅŸarıyla yerine getirdi. Ümit Karan ise tam gereken zamanda ortaya çıkıp fırsatçılığını konuÅŸturdu ve takımını rahatlatan golü attı.
Maçın kahramanları Emre Aşık ve De Sanctis’e gelelim. Emre bu yaÅŸta takdire ÅŸayan oynadı, attığı gol haricinde defansta yaptığı kritik müdahaleler ve verdiÄŸi güven maçı birinci derecede etkileyen faktörlerdi. Kendisinden çok ÅŸey beklenmemesine raÄŸmen geceye damgasını vurdu denebilir. De Sanctis de harika bir performans göstererek kendini kanıtladı ve ona güvenenleri haklı çıkardı. Yaptığı önemli kurtarışlarla izleyenlere kendini alkışlattı. Gerçekten kumaşı çok kaliteli bir kaleci, onu Galatasaray’ın kalesinde görmek keyif veriyor.
Bu kadronun çok büyük işler yapmasını beklediğimi daha önce de belirtmiştim. Benfica deplasmanında bu kadar iyi bir performans beklemiyordum fakat Galatasaray, gerçekten çok zevkli bir futbolla güzel bir galibiyet yaşattı bize bu akşam. Umarım takım bu havasını kaybetmez ve özellikle Avrupa arenasında başarılı bir sezon geçirir. Bu kadro bunu hakediyor.
İki hafta önce, Şükrü SaraçoÄŸlu Stadı’nda Fenerbahçe’nin başına gelecekler daha ilk dakikadan belliydi. Arsenal gibi bir takıma karşı savunmayı bu kadar önde kurmak akıl iÅŸi gibi gözükmüyordu. Arsenal da Fenerbahçe’yi küçümseyip sanki evinde oynuyormuşçasına açık bir defans anlayışı uygulamıştı. Nitekim iki takım da çok sayıda gol pozisyonu bulmuÅŸ, fakat Arsenal oyuncuları pozisyonları daha iyi deÄŸerlendirip skora farklılık getirmiÅŸlerdi. Maçtan sonra en çok eleÅŸtirdiÄŸim konu, Fenerbahçe’nin kendi sınırlarını, haddini bilmeden sergilediÄŸi savunma anlayışı idi.
Bugün Fenerbahçe gerçek bir deplasman takımı gibi oynadı. Pozisyonları gereğinden fazla zorlasalar da, sarı lacivertli futbolcuların hepsi nerede
olmaları gerektiÄŸinin farkındaydı. Hücuma çıkarken dahi defansı elden bırakmamaları bunu gösteriyor. Benim görüşüm ise, Türk takımlarının Avrupa kupalarında hep bu stratejiyi izlemesi gerektiÄŸidir. Bugün gerek Arsenal’ın moralsizliÄŸi ve eksikleri, gerekse pozisyonlar bakımından ÅŸans Fenerbahçe’den yanaydı fakat, eminim ki Kadıköy’de bu savunma stratejisiyle oynasa, o rezalet yaÅŸanmamış olurdu. Defansif futbol artık modern futbolun en büyük gerçeÄŸi, hele ki karşınızdaki takım sizden güçlüyse, haddinizi bilerek oynamanız gerekir. Fenerbahçe bunu anladı ve ÅŸansının da yardımıyla Londra’da Arsenal ile berabere kalmayı baÅŸardı. Her maç bunun bilincinde olarak oynarlarsa, Avrupa sahalarında daha baÅŸarılı bir Türk takımı görebiliriz diye düşünüyorum.
Premier Lig’deki bir kaç Mısırlı oyuncudan biri Amr Zaki. Özellikle bu sezon başında yakaladığı yüksek gol ortalamasıyla adından epey söz ettirdi. Ligde 10 maç geride kalırken 7 golle zirvede bulunan Wigan’lı futbolcu, takımında maç başına 0,67 gol ortalamasına sahip. Taraftarlar onun oynayışını efsane forvet Shearer’a benzetiyor, ÅŸimdiden taraftarın gönlüne taht kurmuÅŸ. Takımının ligde attığı 11 golün 7’sine ismini yazdırmak da kolay iÅŸ deÄŸil.
25 yaşındaki Zaki’nin buralara gelirken geçtiÄŸi yerler ise epey ilginç. Al-Mansoura takımında profesyonel futbol kariyerine
baÅŸlayan futbolcu, ilk büyük tecrübesini ENPPI (Petrol İşleme MühendisliÄŸi Endüstrisi) isimli takımda, Plastik Stadyumu’nda yaÅŸadı. İki yılda 41 maça çıkıp 16 gol atan Zaki, kendini gösterip Lokomotiv Moskova’ya transfer oldu. Fakat hiç maça çıkamadan, geldiÄŸi yıl Mısır’a geri dönen futbolcu, bu kez Zamalek takımında kendini gösterme fırsatı yakalamıştı. 2006 Afrika Uluslar Kupası’nda hocasıyla tartışıp 6 ay ceza alan Mido’nun yerinde ÅŸans bulan Zaki, bu fırsatı gerçekten iyi deÄŸerlendirdi. O sene Mısır kupayı kaldırırken Zaki de en çok dikkat çeken isimlerin başında geliyordu. Bugün Mısır Milli Takımı’nda çıktığı 48 maçta attığı 29 golle ÅŸimdiden baÅŸarılı bir milli takım kariyeri yapmış olduÄŸunu görüyoruz.
Bu sezon başında Wigan takımına kiralanan oyuncu, Dünya Kupası elemelerinde gösterdiÄŸi performans ve son iki hazırlık maçında attığı iki golle formayı kapıp ilk Premier Lig tecrübesini West Ham karşısında yaÅŸadı ve takımının tek gölünü atmayı baÅŸardı. İki hafta sonra bu sezonun baÅŸarılı ekiplerinden Hull City’yi deplasmanda 5-0 maÄŸlup ederken de iki golü hanesine yazdırmıştı. Daha sonra Liverpool’a da attığı iki güzel golle iyice göze battı denebilir. Henri Camara ve Emile Heskey gibi isimlerin önüne geçip forvet hattının vazgeçilmez ismi haline geldi artık. Kiralık gelen Zaki, bu performansını devam ettirirse Avrupa’da kendine iyi bir yer bulur gibi görünüyor, ÅŸimdiden transfer dedikoduları çıkmış durumda. Umarım sezon sonunda beni haklı çıkarır.
Avrupa Åžampiyonası’nın üzerinden çok geçmedi, o günlerde Almanya turnuvanın en büyük favorilerinden gösterilirken benim favorim İspanya idi. Rusya’nın da büyük sürprizlere imza atacağını söylemiÅŸtim. O zamanlar Lukas Podolski isminin ilk onbire dahi girmesinin zor olduÄŸu, ondan çok ÅŸey beklenmediÄŸi söyleniyordu. Benim fantezi kadromda ise ilk sırada yer alıyordu.
Nitekim Podolski beni yanıltmadı ve ÅŸampiyonada iyi bir performans sergiledi. Bundan itibaren, oyuncunun neden Bayern Münih’te yeteri kadar ÅŸans bulamadığı sorgulanıp durdu. Klose ve Toni’nin olduÄŸu yerde ilk onbirde ÅŸans bulmak zordur fakat ilk on maçında istediÄŸi sonuçları alamayan Bayern’in alternatiflerini de deÄŸerlendirmesi gerekiyordu. Hoeness Podolski’ye yeteri kadar ÅŸans verildiÄŸini, ama onun bu ÅŸansları kötü deÄŸerlendirdiÄŸini belirtmiÅŸ. Baktığımızda Lukas’ın 4 kez ilk onbirde çıktığını görüyoruz. 3 golü var ama maçlarda kendini çok gösterdiÄŸini söyleyemem doÄŸrusu. Ancak ondan daha büyük hayal kırıklığı yaratan ama daha çok ÅŸans bulan Luca Toni’ye ise nasıl bu kadar tahammül ediyor anlaşılır deÄŸil. 10 maçta ilk onbirde yer aldı ve onun da 3 golü var ki Podolski gibi ortalıkta baskı yaparken, koÅŸular yaparken bile göremiyoruz kendisini. Aynı ÅŸanslar Podolski’ye verilmiÅŸ olsa belki 23 yaşındaki bu oyuncu takıma küstürülmüş olmazdı.
Lukas’ın baÅŸlangıçta oyunda olmadığı hemen her maçta da 70. dakikadan sonra oyuna alındığını görüyoruz ki bu bir oyuncu için yetersiz bir süredir. Böyle kısıtlı zamanlarda oyuna alındığınızda, kendini gösterebilme stresinden dolayı eliniz ayağınıza dolaşır zaten. Üstüne üstlük hocanız bu kadar az ÅŸans verip, verilen ÅŸansları deÄŸerlendiremediÄŸinizi söylüyorsa, durum daha da kötüdür. Yine Hoeness, “Lukas gol attığında gereÄŸinden fazla alkışlanıyor ve o da kendisini çok iyi görüyor. Gol atmak her ÅŸey deÄŸildir, her gol atan ertesi gün kahraman ilan edilmemelidir.” demiÅŸ. DoÄŸru da demiÅŸ fakat her takımın taraftarı genç yıldızını göklere çıkarır, normali budur. Özellikle Ulrich gibi Bayern’le özdeÅŸleÅŸmiÅŸ bir isim nasıl olur da ilerde adı söylenince akla Bayern’in geleceÄŸi bir yıldızı kenara atar anlamış deÄŸilim. Belli ki aralarında var bir ÅŸeyler. Podolski’yi izlemekten keyif alıyorum. Umarım ya Bayern’de kendini kabul ettirir ya da iyi bir takıma gider ve bol bol izleriz.
Stad 7500 kiÅŸilik. Takım 3. ligde. Tam adı Club Polideportivo Ejido. Evet, Villareal’i Molina ve Gregory’nin gollerinle 5-0 yenen takımdan bahsediyoruz. Villareal’in paf takımı falan deÄŸil, bildiÄŸimiz İspanya Kral Kupası maçı. Villareal kupaya erken veda ediyor. GeçtiÄŸimiz sezon fırtınalar estiren, bu sezon da zirveye oynayan ve kadrosundaki isimlere gıptayla bakılan bu takımın 5-0′lık yenilgisinden sonra teknik direktör kendi takımına ÅŸaşırdığını belirtiyor. Biz de çok ÅŸaşırdık doÄŸrusu.
Sir Alex Ferguson, Cristiano Ronaldo’nun Real Madrid’e gitmesine izin vermediÄŸi için FIFA BaÅŸkanı Sepp Blatter’dan gelen eleÅŸtirilere cevap vermiÅŸ. Blatter’ın Afrikalı diktatörlere döndüğünü, belki de yaÅŸlanmış olabileceÄŸi için bu hale geldiÄŸini söylemiÅŸ. Real Madrid’in ise sırf Ronaldo’yu kendisine çekmek amacıyla Heinze’yi kadrosuna kattığını belirtmiÅŸ. Futbol dünyasının büyük isimlerinin bu çatışmasının elbet nedenleri vardır, Blatter ne amaçla böyle bir laf etmiÅŸ, Ferguson da neden böyle oyuncusunun gitmesinden korkar olmuÅŸ bilemeyiz.
Ama gerçek olan ÅŸu ki Cristiano Portekiz’de doÄŸup büyümüş, o yılların gözde takımı Real’i hayal ederek futbolcu olmuÅŸ bir isim ve onun bu tutkusunun önüne geçmeye çalışmak anlamsız. Madrid ve Ronaldo, gladyatör arenasına bırakılmış, savaÅŸmak zorunda olan iki aşık gibi. Lakin bir taraf kalbini vermiÅŸken, diÄŸeri para ve güç gösterisi hayalleriyle karşı tarafın duygularıyla oynuyor. Real Madrid’in bu kadar peÅŸinde koÅŸturmasının sebebinin reklam amacı taşıdığı su götürmez bir gerçek, yaptıkları da etik deÄŸil. Üstüne FIFA BaÅŸkanı sıfatını taşıyan insanın bu tip açıklamalarda bulunması yersiz oluyor. Ferguson ne dese haklıdır ama zaten gitmek isteyen oyuncusunu durduramaz ki, bu kadar endiÅŸelenmesi gereksiz ve Manchester United’ın adına leke düşürüyor. Gitmek isteyen gider, kalmak isteyen kalır.
Bu sezon, deÄŸiÅŸen ve geliÅŸen futbol endüstrisinin yeni halinin neye benzeyeceÄŸi konusunda biraz fikir sahibi olduk gerçekten. Beklenmedik sonuçların her zamankinden fazla oluÅŸu ve tekniÄŸe dayalı olmadan oynanabilen kaliteli futbol, herhalde herkesin dikkatini çekmiÅŸtir. Özellikle sürprizlerin, ulusal lig maçları ve daha düşük kademedeki uluslararası kupa müsabakalarına nazaran daha az olduÄŸu Åžampiyonlar Ligi’nin bu sezonki grup maçlarının ilk yarısını ele alalım.
A grubu karşılaÅŸmalarında CFR Cluj takımının sürpriz sonuçlara imza attığını görebiliyoruz. Deplasmanda Roma’yı 2 golle yenen ve evinde Chelsea ile 0-0 berabere kalan Romanya ligi beÅŸincisi, dikkatleri üstüne çekmeyi baÅŸardı.
B grubunda bu yıl -ÅŸahsi fikrim bazılarının reklam amaçlı yapılmış olduÄŸuysa da- bir çok beklenmedik sonuca imza atan Anorthosis, deplasmanda Werder Bremen ile 0-0 berabere kalıp evinde Panathinaikos’u yendi. Yine aynı grupta Inter’in Guiseppe Meazza stadında Werder Bremen’i yenememesini de beklemiyorduk açıkçası.
C grubunda Shaktar’ın evinde Sporting Lizbon’a yenilmesi grubun ÅŸimdiye kadarki yegane sürprizidir bence. DiÄŸer iki maçında da kötü oynayan ve umut vermeyen Basel, haddini aÅŸan bir futbol tarzıyla evinde Barcelona’dan 5 gollü ağır bir tokat yedi.
D grubunda ÅŸimdiye kadar beklenmedik bir sonuç yok diyebiliriz fakat Atletico Madrid - Liverpool maçındaki hakem hataları pek çok İspanyol’u üzmüştür herhalde. E grubunda ise 6-3 gibi alışık olmadığımız bir skor var, Villareal ve Aalborg takımlarına ait. Yine Manchester - Villareal maçından hiç gol sesi çıkmaması da ilginç bir durum. F grubunda biten 3-5′lik Steaua BükreÅŸ - Lyon maçı da tam evlere ÅŸenlik idi.
Savunmasını önde kurup Arsenal gibi bir takıma karşı gereksiz bir kumar oynayan Fenerbahçe de farklı skorlardan nasibini aldıi aynı Basel gibi. G grubunda Porto’nun evinde Dinamo Kiev’e 1-0 yenilmesi Portekizli taraftarların dünyasını başına yıktı resmen. İşler zora girdi Porto için de. H grubunda ise BATE Borisov’un Zenit deplasmanında aldığı 1-1′lik beraberliÄŸi de sürpriz olarak sayabiliriz.
Daha üç haftada beş paragraflık bir yazı ortaya çıkıyorsa sürpriz sonuçlar için, gerçekten bizim bildiğimiz futbol değişmiş demektir. Artık bu devirde cesur oynayandan çok, tedbiri üst seviyede tutup risk almaktan kaçınan takımlar kazanıyor. Takım ne derece güçlü olursa olsun, risk almak başına büyük dertler getirebiliyor. Defansif oynayıp riskleri en aza indirgeyen takımlar ise başarılı olabiliyor; örnek olarak Manchester United ve Chelsea takımlarını verebiliriz. Küçük takımların bu derece başarılı olabilmesinin yolu, oynadıkları güçlü ekiplerin aldığı riskleri değerlendirmekten geçiyor. Güçlü takıma karşı önlem almayıp haddini bilmeden oynayan takımlar ise genelde haketmedikleri farkı yiyip oturuyor. Sonuçta çağın futboluna uyum sağlayamayan takımlar bir zamanların efsaneleri gibi eriyip gider, önemli olan oyunu kurallarına göre oynayabilmektir.