Alışmış, kudurmuştan beterdir!
Bugün izlediğimiz Galatasaray - Beşiktaş karşılaşması, kaliteli oyuncuların sahne aldığı, yüksek tempolu ve zevkli bir mücadeleye sahne oldu. Futbolun doğası gereği öne çıkan sporcular, gerek oyun içi gerek oyun dışı hareketleriyle bize güzel anlar yaşattılar. Öte yandan sporculardan başka öne çıkmayı arzulayan kişiler de vardı her zamanki gibi, çıkar ilişkilerini gözeten bazı kişiler yine sporun üzerini gölgelemeye kararlıydı. Çoğu derbi gibi iki tarafı memnun etmek neredeyse imkansız idi.
Maçın her anında gördüğümüz ÅŸey, futbolcuların birbirine gösterdiÄŸi karşılıklı saygı, sportmenlik ve anlayışlılık idi. Gerek maç öncesi, gerekse sonrası; oyuncuların birbirine sarılması, gülüşmeleri, birbirlerini anlayışla karşılamaları çok güzel görüntüler idi. Hakem Cüneyt Çakır’a gelecek olursak; sahaya “derbi yönetmek” amacıyla çıktığı belli oluyor. Kartlarını kullandığı pek çok pozisyonda, toleranslı davranma niyetinin olduÄŸunu fakat oyuncunun itirazı üzerine kartlarına baÅŸvurduÄŸunu görüyoruz. Tartışılacak pozisyonlar elbette ki var, fakat hakemde bir art niyet aramak söz konusu olamaz kanımca.
Benim takıldığım iki pozisyon var, biri Servet ile Holosko’nun mücadelesinde çaldığı faul, diÄŸeri ise
Delgado’nun kırmızı kartı. Delgado’ya gerçekten yazık olduÄŸunu düşünüyorum. Bu kadar yetenekli ve kiÅŸilikli bir futbolcu, taraftarının gözünde düştüğü durumu hak etmiyor bence. Bazı maçlarda yıldızlaşıp takımını sırtlasa da, bazı maçlarda yaÅŸadığı ÅŸanssızlıklar sonucu taraftarın gözündeki deÄŸerini kaybetmiÅŸ görünüyor. Bugün de bir anlık hırsın kurbanı oldu denebilir. Hakem, Delgado’nun hareketlerini doÄŸru mu anladı yanlış mı anladı bilemeyiz, sonuçta her iki durumda da hakemin kart kararlarına yapılan bir itiraz söz konusu. “Bana kart gösterdin, ona göstermiyorsun” demek de bir kart isteme ÅŸekli aslında. Sırf hareketinden dolayı ikinci sarısını görmüş ve atılmış olabilir, hakemin takdiri tabii ama bunun maçın kaderini deÄŸiÅŸtirebileceÄŸini düşünmedim hiç. Zira oyunun gidiÅŸatı ibrenin Galatasaray’dan yana olduÄŸunu gösteriyordu dersek yanılmayız.
Gelelim asıl konumuza; Yıldırım Demirören ve saz arkadaşlarından bahsetmek istiyorum biraz. Yıllardır her yolu deneyen, ama yine de başarıya ulaşamayan birisi Demirören. Bugün geldiği noktada ise, ezeli rakiplerinin taraftarı tarafından dahi alaya alınarak istifaya davet edildiğini görüyoruz. Peki bu kişi suçu hiç kendinde aramamış mıdır? Bunu bilemeyiz. Fakat bu hırslı başkanımızın en büyük hatası, taraftarının büyük çoğunluğu tarafından desteklenmeyen açıklamalarda bulunarak, sanki tüm Beşiktaş camiasının görüşü öyleymiş gibi lanse etmesidir. Bu durumdan utanç duyan Beşiktaşlı arkadaşlarımız olduğunu biliyorum. Başkanın ise bu durumu alışkanlık haline getirmesi gerçekten rezalet bir olaydır.
Başarısız olduğunda veya istenmedik bir şey olduğunda suçu başka nedenlere atmanın psikoloji biliminde adı konmuştur. Bizim insanımız bunu pek çok zaman yapar. Ancak bazı şeyler kabak tadı vermeye başladı. Daha hatayı kendinde aramadan, başarısızlığın nedeninin tamamen bambaşka olaylardan ibaret olduğunu iddia etmek bazı kişilerde alışkanlık yapmış. Başlarda kendileri de inansa da, bugün bunun samimiyetsizce bir yaklaşım olduğunun farkına varmış olmalılar. Aklı başında ve gelişmeye yatkın olan her insan, önce hatayı kendinde arar. Başarısızlığın gerçek nedenini bulana kadar başarısız olmaya mahkumsundur. Her mağlubiyetten sonra yapılan duygu sömürüleri, ortaya atılan komplo teorileri artık eskisi kadar prim yapmıyor maalesef. Beşiktaş taraftarı da artık bilinçlendi ve önündekini görebiliyor. Ortada başarısız ve karışık bir takım, yanlış üstüne yanlış yapan bir yönetim var. Taraftar bile kendini eleştirebilmeyi öğrenmişken, yönetim konusunda becerikli insanlar nasıl geri kalmış anlamak çok güç.
Åžimdiki BeÅŸiktaÅŸ yönetimi, bu durumu öylesine benimsemiÅŸ olacak ki, Demirören çıkıp, saha içinde açık seçik hakemi tehdit eden kiÅŸiler için, “Az bile yapmışlar” diyebiliyor. Bu, rezaletin had safhasıdır. Böyle bir yaklaşımla geliÅŸebilmek, seviye atlayabilmek imkansız. Bugün, benim de BeÅŸiktaÅŸ yönetiminin istifasını beklemeye baÅŸladığım gündür. Gerek Türk futbolunun kara lekelerinden kurtulması, gerekse takımımın karşısında eski ezeli rakiplerinden birini başı dik görebilmek için bunu arzuluyorum.
Ertuğrul Sağlam ile başlayalım.