Manchester dendiği zaman akla ilk gelen takım olmayabilir, hatta 1976-1977 sezonundan beri elle tutulur bir başarısı da olmayabilir, ancak Manchester City’i parlak günlerin beklediğini söyleyebiliriz.
1880 yılında iki tane hapishane müdürü tarafından kurulan ve şu anki adını 1894 yılında alan klüp İngiltere’nin köklü klüpleri arasında yer almakta. 128 yıllık tarihinde iki lig şampiyonluğu, dört FA Cup, iki lig kupası, ve bir tane de Kupa Galipleri Kupası kazanmış. 1960’lar ve 1970’ler de en başarılı dönemlerini geçiren takımın o dönemki efsane menajeri Joe Mercer’ın yardımcılığını Malcolm Allison yapmaktaydı. 1973 yılında klüpten ayrılan Malcolm, 1976-1977 sezonunda Galatasaray’ın antrenörlüğünü yaptı. Aslında o zamanki şartlara baktığımızda Galatasaray’ın ne kadar önemli bir iş yaptığını söyleyebiliriz. Öyle ki Malcolm Allison Manchester City’de geçirdiği yedi senede dört kupa görmüştü ve bunlardan biri de Kupa Galipleri Kupası idi. Ondan sonraki üç yılda Crystal Palace’da çok büyük başarılar göremese de FA Cup’ta yarı final görmüştü son sezonunda. Galatasaray isabetli bir transfer yapmış gibi gözükse de işler iyi gitmedi. 16 takımlı ligde beşinci olabilen ve hiçbir avrupa kupasına katılamayan Galatasaray, ilk sezonun ardından Malcolm ile yollarını ayırdı.
Man. City maçlarını 2002-2003 sezonunda taşındıkları 48.000 kapasiteli City of Manchester Stadyumu’nda oynuyor. İngiltere’deki en büyük spor organizasyonu olan Commonwealth Oyunları sebebiyle il konseyi tarafından inşa edilen stad daha sonra Manchester City devredildi. Ancak herşeye rağmen 35 milyon poundluk bir yatırımla stad uygun hale getirildi. Man. City’nin stad hikayeleri bununla sınırlı değil. Tarihi boyunca bir çok stad değiştiren klüp, hala çok az sayıda klubün sahip olduğu bir stadta maçlarını oynuyordu hem de 1923 yılında. Stad 84.000 kapasiteye sahipti ve Kuzey’in Wembley’i adıyla anılıyordu. Hatta öyle ki İngiltere seyirci rekoru bir Manchester City maçında kırıldı; tam tamına 84.569 kişi.
Geçtiğimiz sezonu liderin 22 puan gerisinde ancak dokuzuncu olarak bitirdiler. Ancak son günlerde en çok konuşulan klübün satılma
işleminden sonra Man. City’i güzel günler bekliyor gibi.
Manchester City’nin hisselerinin %75’i 2007 yılının Temmuz ayında Tayland’ın eski başbakanı Thaksin Shinawatra tarafından 80 milyon poundun üstü bir fiyata satın alındı. Ancak Tayland içinde bazı soruşturmalarda adı geçen ve 800 milyon poundluk servetine el konan, hatta karısı hapis cezasına çarptırılan Thaksin, yönetimin de yoğun çabasıyla, satışın üzerinden sadece bir yıl geçmesine rağmen hisselerini satmak zorunda kaldı. Geçtiğimiz haftanın başında yani 1 Eylül’de Mancher City klübü, Thaksin’in hisselerinin hepsinin Abu Dhabi United Group tarafından satın alındığını açıkladı. Üstelik sadece bir yıl önce 80 milyon pound eden hisseler bu sefer 200 milyon pound fiyatına satıldı.
Dr. Sulaiman Al-Fahim klübün yeni yönetiminde başkanlık üstlenecek gibi görünüyor. Daha ilk basın toplantısında klübün önümüzdeki üç sene içerisinde ilk dört sırayı hedeflediğini açıkladı. Aynı zamanda önemli transflerle adlarından söz ettireceklerini de belirtti. David Villa, Berbatov, Robinho gibi oyunculara astronomik teklifler önerdiler. Asıl sorun klubün resmi olarak 1 Eylül’de satılmış olması ve transfer sezonun kapanmasına çok az bir süre kalmış olmasıydı. Dolayısıyla reddedilemeyicek teklifler sunan Abu Dhabi Group Real Madrid ve Tottenham dışında bütün klüplerden ret yanıtı aldı. Berbatov’un fiyatında anlaşmalarına rağmen Berbatov Manchester City’e gitmeye yanaşmayınca, ibre Robinho’ya döndü. Henüz bir kaç gün önce açıkça Chelsea’de oynamak istediğini ve Real Madrid’de mutsuz olduğunu söyleyen Robinho, böylece 32.5 milyon pounda Man. City’e transfer oldu. Transferin ardından da konuşmalarını sürdüren Robinho eski klübüne sitem etti. Ancak işin gerçeği şu ki Real Madrid’de aldığı yıllık paranın tam üç katını Man. City’de kazanacak.
Transfer hedefleri Robinho ile sınırlı değil. Ara transferde Cesc Fabregas, Fernado Torres ve Cristiano Ronaldo’ya teklif yapılacağı konuşuluyor. Öyle ki Ronaldo’ya 135 milyon poundluk bir teklifte bulunması bekleniyor. 200 milyon pounda klüp satın alabilirken bir oyuncu için 135 milyon pound teklifte bulunmak ne kadar mantıklıdır bilinmez ama Abrahomoviç’ten on kat daha fazla serveti olduğu söylenen Abu Dhabi Group için belki de bu rakamlar çok küçük. Ama herşeyin ötesinde ezeli rakipleri Manchester United’ın batsa dahi bu teklifi kabul etmeyeceğini düşünüyorum.
Peki bütün bunlar neler getirecek? Önümüzde bir çok satın alma örneği var ve herhalde en başarılısı da Chelsea. Henüz bir Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu göremese de uzun yıllardır başarısız olan takımı tekrar zirveye oynar konuma getirmişti Abrahomoviç. Ancak bunun tersi örnekleri de mevcut ki bunu yine Manchester City’nin iki yılda iki kere el değiştirmesini örnek olarak gösterebiliriz.
Kadrosunda Jo, Darius Vassel, Elano, Shaun Wright-Phillips, Zabaleta gibi zaten çok kaliteli oyuncuları var. Üstelik bunun yanına Hamann gibi tecrübeli oyuncuları da serpiştirmiş durumdalar. Şimdi de Robinho transferi var ki oynamak istediği takdirde Normal İspanya’da daha başarılı olabileceğini düşünüyorum. Real Madrid’de dört maçta bir gol ortalaması var ve bunu geliştirebilir. Antrenörleri uzun bir süre Tugay Kerimoğlu’nun takımı Blackburn Rovers’da görev yapmış Mark Hughes. Göreve geldiği ilk yılda Blackburn’ü 40 yıl aradan sonra FA Cup yarı finaline taşımış ve ondan sonraki 2 sene de aynı başarıyı tekrarlamıştı. Şimdi elinde daha iyi bir kadro ve belki de her antrenörün isteyeceği sınırsız para var. Neler yapabileceğini bu sezon göreceğiz ama büyük baskı altında olacağı kesin. İlk altı sıranın altına düştüğü takdirde neler olacağını düşünmek hiç de zor değil.
Bu sezon UEFA kupasında mücadele edecekler ve gruplardan önceki ilk rakipleri AC Omonia. Hiç zorlanmadan geçeceklerdir. Benim kanım Man. City için bu sezon çok kritik. Öncelikle geçen senenin üstünde bir başarı göstermeliler. Bu da UEFA’da başarı ve ligde Şampiyonlar Ligi bileti almak demek. Herşeyin ötesinde göze hoş gelen futbol oynamalılar. Çünkü taraftarı kazanmaları gerek. Genelde taraftar bu tip satın alma olaylarına karşı sert çıkıyorlar, dolayısıyla başarıyı satın almanın beraberinde getirmek bir şart. Kariyeri müthiş olan bir antrenör yerine futbol kariyeri müthiş olan Mark Hughes’u takımın başına getirmek risk gibi gözükebilir ki bu eski yönetimin icraatıydı. Ancak benim fikrim çoktan patlamasını yapmış antrenörler yerine patlamak üzere olan antrenörleri seçmek her zaman daha iyidir. Mesela Mourinho’nun bu sene Inter ile çok büyük başarılar elde edeceğini nedense düşünemiyorum. Şu ana kadar belki de hiç bir antrenörün başaramadığını çok kısa sürede yaptı ve hep kazandı. Ancak herşey bir yerde duraklama dönemine girmek zorunda.
Sonuç olarak neler olacak tam kestiremesek de Man. City öncelikle Taylandlı yönetimden kurtulduğuna sevinmeli. Ayrıca zaten 76-77 sezonundan beri başarısı olmayan bir takımdan bahsediyoruz. En kötü ne olabilir ki?